|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında -4
İzlenim 2274 |
|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında-3
İzlenim 2052 |
|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında-2
İzlenim 2047 |
|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında
İzlenim 2118 |
|
|
Rayyan Onbinler Tarafından Uğurlandı
İzlenim 2458 |
|
|
Bombanın düştüğü an ve `şahadet` sesleri
İzlenim 2632 |
|
|
İSRAİL SALDIRISI
İzlenim 2611 |
|
|
Güllerin Efendisi
İzlenim 2356 |
|
|
Kanuni :)
İzlenim 2648 |
|
|
Gariplere Müjdeler olsun
İzlenim 2470 |
| $Usd Alış | : | 1.5465 |
| $Usd Satış | : | 1.5540 |
| £Euro Alış: | : | 2.1169 |
| £Euro Satış: | : | 2.1271 |
Kimsenin zevkine ve tercihine müdahale edecek değilim. Benim yapabileceğim ancak, kendi tercihlerimi ve gerekiyorsa gerekçelerini açıklamaktır.
Kendimi bildim bileli okurum. Hayatımın ekseninde yer alan faaliyetlerden başlıcası budur. Okumayı önemseyen bir insan olarak, her yazılanı kolayca beğendiğimi söyleyemem. Hele bazılarının yazdıklarını okumaya hiç tahammülüm yoktur. Okumaya tahammül edemediklerimden birisi de, Vakit gazetesinin sansasyonel yazarı Abdurrahman Dilipak’tır.
Eskiden de pek tutmazdım yazdıklarını. Şu çok şöhretli olduğu dönemleri kastediyorum. Şehir şehir gezip konferanslar verir, kendisini dinlemeye gelen dindar çocukları sorduğu sorularla bozar, cehaletlerini ortaya çıkarırdı. Okumanın ve bilgilenmenin öneminden bahsederdi büyük bir düşünür edasıyla. Bir kez, o da bir arkadaşımın aşırı ısrarıyla gittim dinlemeye Dilipak’ı. Açıkçası rahatsız oldum tavırlarından. En önde oturan çocuğa bir soru yöneltmesi, cevap alamayınca da takındığı müstehzi edâ canımı sıkmıştı. Kitaplarının özensizliği, yalap şalap kaleme alındığı her halinden belli olan zayıflığı ortada iken, seni dinlemeye gelen gariban bir esnafı paylamanın ne alemi vardır ki?
Uzatmaya lüzûm yok. Dediğim gibi Dilipak’ı ve yazdıklarını hiç takip etmedim. Arada bir, o da denk gelirse okudum. Televizyonlarda çıkıp anlattığı pek şirin hikayeler de ilgimi çekmedi. Hele de beyefendinin, Toktamış-Şanar kombinezonlu açılım tulûatlarına hiç gönül düşürmedim.
Fakat geçenlerde bir internet sitesinde, baktım ki Dilipak’ın bir yazısı patlamış. Üzmez’i eleştirenleri ensest ilişki kurmakla, lolitacı ve grup seksçi olmakla suçluyor. Ne ayıp şey! Bu mudur nezih üslup! Geçelim. Dilipak’ın yazısını okuyunca, merak edip diğer yazılarına da baktım. Aman Allahım! O kadar kötü yazıları nasıl yazabilir bir köşe yazarı? Ağzım açık kaldı. Dilipak, 10-15 yıl önceki halinin bile gerisine düşmüş.
Dedim ya, Dilipak’ın yazıları beni şaşkınlıktan şaşkınlığa düşürdü. Ne imlâ, ne mantık ne de yaratıcılık kalmış beyefendide. Ve daha acısı, hâlâ yazmayı sürdürüyor. Meselâ bir yazısında hatıralarını yazmaya başladığını söylüyor. Bilgisayar ekranı karşısında dudaklarımdan şu sözler döküldü ister istemez: “Bu Türkçe ile mi? Yapma be adam! Acı Türk okurlarına”
Yazılarını (zorlana zorlana da olsa) okurken dikkat ettiğim kadarıyla Dilipak büyük bir karmaşayı okurların zihnine boca ediyor. Hepsi birbirinin benzeri yazılarında tam olarak ne anlatılmak istendiği, asıl konunun ne olduğu, hangi iddianın ispat edilmek istendiği meçhul. Her yazısında birkaç defa, “Yahu ne diyorsan de artık be birader!” demekten kendimi alamadım. Genelkurmaydan rüşvete, tasavvuftan CHP’ye, ekonomiden politikaya aynı paragraf içinde girip çıkabilmek kolay değil, ama anlamlı da değil. Hele de, amaçsız bir anlatım söz konusu ise.
“Bu ne huşunet!” diyenler ve “Herif de Dilipak’a sardırmış!” diye söylenenler için işte size tipik bir Dilipak yazısı:
“TSK parti olsaydı “odak olmak”tan çoktan kapatılmıştı..
Partiler demokrasilerde TSK`dan daha önemli kurumlar değildir..
Eğer “Milli Hakimiyetten” ve “Parlamenter Demokrasi” diye bir şeyden söz ediyorsanız, bunun tecelligâhı olan parlamentonun oluşması için seçimler, partiler arasında yapılır..
Onun için Siyasi Partiler, Parlamenter demokrasinin ruhudur..
TSK, parlamentonun oluşturduğu yürütmenin içindeki idari bir birimdir sadece..
Mesela hukuk devletinin amacı ile ilgilidir ama yargı, hukuku gerçekleştirmek için yasa yapan kurumun icra makamı olarak yürütmeyle birlikte üçlü sistemin içinde yer alır..”
Bakın yukarıda alıntılanan parça, Dilipak’ın “TSK parti olsaydı” başlığıyla 27 Ekim’de yayımladığı yazının giriş kısmı. Noktasına virgülüne dokunmadan alıp koyduğum bu yazıyı da tesadüfen seçtim. Alıntılanan parçadaki ikinci cümleye bakın. Dilipak’a göre, “Partiler demokrasilerde TSK’dan daha önemli kurumlar değildir.” Öncelikle bu cümle yanlış. Eğer ironi yapmak istediyse yazar, en azından ünlem işareti koysaydı cümlenin sonuna. Partiler nasıl demokrasilerde TSK’dan daha önemli olmaz? Böyle bir cümle kurulabilir mi? Bu cümlenin yanlışlığının bir başka sebebi daha var. Partiler ve demokrasiler diyorsanız, bir genelleme yapıyorsunuz demektir. Oysa TSK kısaltması, yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri için kullanılır. O cümle şöyle kurulmalıdır: “Demokratik düzenlerde, partiler silahlı kuvvetlerden daha önemli kurumlardır.” Ya da: “Anayasal olarak demokratik düzene sahip olduğu iddia edilen Türkiye’de, siyasi partiler TSK’dan daha önemli kurumlar olmak zorundadır.”
‘Bir cümleyi cımbızlayıp onun üzerinden bir yazarı kesip biçmek’le suçlanıyorsam eğer belirteyim ki, Dilipak’ın hemen her yazısı bu tür çürük ve yanlış cümlelerle malûl. Okumayı bıraktığı, Türkçe yazmanın zorunlu kıldığı imla bilgisini epeydir boşladığı anlaşılan Dilipak, keşke oturup yazı usulüyle ilgili en temel kuralları tekrar kıraat ve talim eylese.
Değinmeden geçmeyeyim; Dilipak bir de, muhteşem bir Saadet ve Numan Kurtulmuş analizi yazmış. Yazıyı okuyunca görüyorsunuz ki Dilipak, “Hiçbir şey söylemeden nasıl Numan Kurtulmuş’a yaramayacak bir yazı yazabilirim?” derdinde. Ve bu yazıdan anlıyoruz ki, Dilipak yazılı ve görsel basını da iyi takip etmiyor. Bakın ne demiş yazar:
“Nasıl bir gündem oluşturulacak, ya da gündem nasıl yakalanacak?.. Bunu kendi mediası ile yapamaz.. Dışa açılması, sesini kitlelere duyurması gerek. Onun için yeni mecralar gerek. Suçlayıcı bir dil değil, iletişim kurmayı hedefleyen yeni bir dil kullanılması gerek..”
İyi de sayın Dilipak, Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi genel başkanlığına aday olduğu 18 Ekim’den bu yana çıkmadığı televizyon, röportaj vermediği gazete mi kaldı Allahaşkına! Yirmi günlük süre zarfında Numan Kurtulmuş ve Saadet Partisi’nin yeni dönemi hakkında Türk basınında 1.000’e yakın yazı yayımlandı. Pek çok ulusal ve yerel televizyonda konuşmalar yaptı. Hangi Türk medya figürünün grup seks partilerine katıldığı, kimlerin ensest ilişkiler kurduğu gibi önemli bilgileri içeren yazılar yazmaktan sanırım takibe fırsat bulamadınız. Ama keşke kafanızı şöyle bir kaldırıp baksanız.
Bir de, şu “suçlayıcı olmayan ve iletişimi hedefleyen dil” tavsiyeniz çok güzel doğrusu. Henüz bir hafta önce yazdıkları ile, taraflı tarafsız herkesin suratını ekşitmesine yol açan o, “pornocu, grup seksçi, lolitacı, ensestçi” tabirlerini kullanan bir kimse olarak Numan Kurtulmuş’a verdiğiniz tavsiyeler için SP’liler ne kadar şükran duysalar azdır.
Ama Dilipak SP hakkında yorumlar yaparken aralara bazı kuşkular da serpmeyi ihmal etmemiş. Şöyle diyor mesela: “Eğer derin güçler, bir şekilde AK Parti`yi köşeye sıkıştıracak olursa, herhalde hiç biri SP`ye bu durumda daha anlayışlı davranmayacak.” Yani demeye getiriyor ki Dilipak, “AKP’ye acımayan, SP’ye hiç acımaz.”
Dilipak’ın bu son analizindeki dil ve ifade hatalarına hiç girmiyorum bile. Yazı zaten fazlasıyla uzadı. Ancak Dilipak’a buradan bir çağrıda bulunuyorum: “Lütfen oturup Türkçe yazmanın kuralları ile ilgili bilginizi tazeleyin. Gerekiyorsa bir hoca eşliğinde çalışın. Ama siyasî kestirimler ve analizler konusunda yapılacak bir şey yok. Ya da şöyle diyeyim: Sayın Dilipak, lütfen yazılarınızı siz yazdıktan sonra bir üniversite talebesine okutun. O düzelttikten sonra yayımlansın”