|
|
Aferini Hakettiğin Yer !
İzlenim 2008 |
|
|
Dublorden Müthiş Show
İzlenim 2596 |
|
|
Apo`nun idam Kararının ertelenmesini açıklayan aciz İnsanlar
İzlenim 3478 |
|
|
Girişimci Oğullar - Siyasetçi Babalar
İzlenim 2594 |
|
|
SAADET EKONOMİ MANİFESTOSU
İzlenim 2342 |
|
|
Kurtulmuş:Bavulunuzu toplamaya başlayın.
İzlenim 2483 |
|
|
Aksa Muhafız Şeyh Salah`tan Ümmete Kınama
İzlenim 8970 |
|
|
Müthiş bir rekor denemesi, izlerken titreyeceksiniz.
İzlenim 5460 |
|
|
Numan Kurtulmuş çözümü açıkladı
İzlenim 4996 |
|
|
Muhsin Yazıcıoğlu - Üşüyorum
İzlenim 10442 |
Saadet Partisi’nde nihayet hayat belirtileri görülmeye başlandı. Taban ve teşkilatlar tartışmaya başladı. Bu durum, Türk siyasetinin son 40 yılında var olmuş; dönem dönem siyasetini belirlemiş bir hareket için sevindirici.
Elbette bu durum, Türkiye için de sevindirici. Bazı icraatlarını takdir etsek de Ak Parti iktidarı, Türkiye’nin gidişatında beklenen ölçüde başarılı olamadı. Bu kafayla ve kararsızlıkla başarılı olmaları da mümkün görünmüyor. Zaten Ak Parti’nin en büyük hedefi ve vaadi, Türkiye’yi normalleştirmekti. Bunu kısmen başardıklarını söyleyebiliriz. Ancak, 28 Şubat’ın dayattığı olağanüstü şartlardan çıkılmasını sağlamak genel bir başarı için tek başına yeterli olamaz. Normalleşme sağlandıktan sonra Türkiye’nin rotasına oturtulması da gerekir. Üstelik o normalleşmenin, iğreti olduğu da son Erdoğan-Doğan çatışmasında görüldü. “Ver-kurtul”, “doyur-sustur” politikalarına dayanan bir normalleşme, bu süreçte Ak Parti’nin başarısını ilan etmek için yeterli değildir.
Bu eleştirileri yapan birisi olarak, Saadet Partisi’nin son yıllarda üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareketsiz ve durgun olduğunu da belirtmem gerekir. Gelgelelim bazı Saadet Partililer, her nedense bu eleştirileri duymaktan hiç mi hiç hoşlanmıyorlar. Üst üste kaybedilen 3 seçimden sonra (2002-2004-2007) ve kaybedileceğine kesin gözüyle bakılan bir seçim öncesinde, hâlâ incir çekirdeğini doldurmayacak gerekçelerle tartışma eğiliminde olan taraftarları var Saadet Partisi’nin. Bunun en bâriz örneği, Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un genel başkanlığı meselesi.
Numan Kurtulmuş’un genel başkanlığı ihtimaline nasıl baktığımı bir kenara bırakayım şimdilik. Çünkü benim şu sıra asıl derdim, Numan Bey’in genel başkanlığına karşı çıkanların başvurduğu argümanlar. Bu argümanların kullanılışı ve Numan Bey’e yöneltilen eleştiriler, Saadet Partisi’nin neden büyük bir atılım yapamadığının göstergesi aynı zamanda.
Ne deniyor bazılarınca: “Numan Kurtulmuş seçim sonrasında istifa edip gitti. Bu kaçaklıktır” Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, başarısız bir seçim sonrasında partideki görevinden istifa etmiştir. Bu bir hata mıdır? Bazılarına göre evet, bazılarına göre hayır. Fakat bir an için, bunun siyasi bir hata olduğunu düşünelim. Peki Saadet Partisi’nde bugün yönetici konumunda olanların geçmişte hiçbir siyasi hatası olmamış mıdır? 1999 ve 2002 seçimlerinin hemen öncesinde girişilen “Küskünler Hareketi” operasyonları buz gibi de hatadır. Evet, o dönemde bu türden operasyonlar vasıtasıyla Erbakan Hoca’nın yasağını kaldıracak formüller aranmıştır. Ancak her iki operasyon da, önce Fazilet Partisi’nin, sonra da Saadet Partisi’nin oylarını aşağı çekmiştir.
1999 seçimleri için Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan İstanbul’da seçim bildirgesini ilan ederken, partinin başka temsilcileri Ankara’da Küskünler Hareketi ile işbirliği yapmaktaydı. Peki sizce bu siyasi bir hata değil midir? Evet, öyledir. Peki bu hatanın sorumluları ortaya çıkıp, “Bizler siyasi bir hata yaptık. Partimiz bu hatadan olumsuz etkilenmiştir. Bu durumda görevlerimizi, işi daha iyi yürütebilecek arkadaşlara devrediyoruz” demişler midir? Yahut, bugün Numan Bey’in siyasi hatasından söz edenler, neden aynı eleştirileri o dönemin sorumlularına yöneltmemektedirler?
Yo hayır, bu tartışma üzerinden bazı isimlere yüklenmek istemiyorum. Bilakis, hatanın siyasette olduğunu söylüyorum. Kim çıkıp da, bugün Saadet Partisinde etkili vazifeler eden insanların hatasız olduğunu söyleyebilir? Yahut, bir kişinin hatalarının olması, yeteneklerini yok saymamızı gerektirir mi? Numan Bey’in 2002 seçimleri sonrasında partideki görevinden istifasının hata olup olmadığı tartışmaya açık bir konu. Ancak benim üzerinde durduğum bambaşka bir şey. Söylemeye çalıştığım, tıpkı gündelik hayatta olduğu gibi, siyasette de hataların olabileceğidir. Biz hatasız insan mı arıyoruz? Eğer amacımız bu ise, korkarım ki kimseyi bulamayacağız. Üstelik aslolan, geçmişe değil, şimdiye ve geleceğe bakmaktır.
Numan Bey’i istifası üzerinden karalayanlara bir hususu da hatırlatmakta fayda var: Numan Bey istifa ederek başka bir partiye gitmemiştir. Numan Bey bir süre parti görevi almamıştır yalnızca. Milli Görüş’ü bölüp Ak Parti’yi kuran Abdüllatif Şener’e, “Acaba bize gelir mi?” diye umutla bakanlar, yıllar yılı Erbakan’a en ağır eleştirileri getiren Nihat Genç’e Erbakan’ı övdüğü bir konuşmasından sonra kucak açanlar, daha bir yıl önce Başbakan Erdoğan’ın teklifini elinin tersiyle iten ve on yılı aşkın süredir milletvekilliği, belediye başkanlığı ve bakanlık almadan hizmet etmiş Numan Kurtulmuş’a karşı neden bu kadar katı ve saldırganlar?
Ben Numan Bey ile ilgili bu takdir hissimin, Mete Gündoğan için de geçerli olduğunu belirtmeliyim. Bence Mete Bey de, siyasi hayatının bundan sonraki bölümünde çok büyük hizmetler yapacak ve bu hizmetlerden Türkiye kazanacaktır. Hem Numan Bey’in, hem de Mete Bey’in bu tavırlarında erdemli bir taraf olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize, Numan Bey de, Mete Bey de, 1999 seçimlerinin milletvekili listeleri düzenlenirken, parti büyüklerinin karşısına geçip, “Bu Mir Dengir Mehmet Fırat denen adamı ne diye milletvekili yapıyorsunuz? Bu adam hem Millî Görüşçü değildir, hem de dindarane bir yaşantısı yoktur” dememişlerdir. Yeri gelmişken belirteyim, acaba Mir Dengir Mehmet Fırat’ın, eski Van milletvekili ve tarihi eser kaçakçısı Mustafa Bayram’ın milletvekili yapılması kararı siyasi hata mıdır, değil midir? Hatasız siyasetçi arayan bazı saldırgan arkadaşlar bu soruya cevap verirlerse çok sevineceğim.
Özetin özeti şudur: Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi’ne genel başkan olacağı haberi bile, geniş kesimlerde yankı uyandırmıştır. Şehirli, medenî, akademik kariyeri parlak ve geniş kesimlerin saygınlığını kazanmış bir siyasetçi olarak Numan Bey’in bu türden bir etki uyandırması gayet tabiîdir. Numan Bey’in geçmişte yapıp ettiklerini bir kaçaklık olarak göstermeye çalışmak, hakkaniyeti çiğnemektir. Üstelik, “deli doktoru” diye alay ettikleri Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu’nun tanıklığıyla bu işe girişmek tümden faciadır. Bekaroğlu’nun Numan Bey hakkında fikirleri malum. Ancak, Bekaroğlu’nun kitabı üzerinden Numan Bey’e olmadık saldırıları yapanlar, aynı kitapta Oğuzhan Asiltürk ve partinin diğer ileri gelenlerine ne türden suçlamalar yapıldığına da dikkat etmelidirler. Bazılarının Numan Bey konusunda tanıklığını makbul saydıkları Mehmet Bekaroğlu’nun, Millî Görüş davasına 40 yıl hizmet etmiş ve her türlü sıkıntıya maruz kalmış Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan başta olmak üzere Millî Görüş’ün önde gelen isimleri hakkında söylediklerini görmezden gelmeleri ahlakla bağdaşmaz. Üstelik şunu da belirtelim ki, Mehmet Bekaroğlu yeni bir siyasi hareket başlatmak için uzun zamandır çaba sarfederken, Numan Kurtulmuş Saadet Partisi için Türkiye’yi karış karış gezmektedir. Dayanağı çürük olanın, muhakemesinden netice çıkmaz.
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş Saadet Partisi’ne genel başkan olacak gibi görünüyor. Bu haber bile Saadet Partisi’ni ve Türkiye’nin makul çoğunluğunu hareketlendirmeye yetti. Bence artık kısır tartışmaların pençesinden kurtulup, Türkiye’yi asıl rotasına oturtmanın yoluna bakılmalıdır. Son 8 yıldır yapılanlarla varılan yer ortadadır. Durumdan memnun olup her ne vesileyle olursa olsun değişimden rahatsız olanlar varsa eğer, argümanlarını daha gerçekçi olarak ortaya koymalı, Numan Bey’in neden genel başkan olmaması gerektiğini Türkiye’nin somut gerçekleriyle izah etmelidirler. Belki ben de o zaman onlara hak veririm. Ama şimdilik gördüğüm, “kulis yapmak haramdır” sözünü kullana kullana bol bol kulis yapıldığı ve haksız bir saldırganlıkla hareket edildiğidir.