|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında -4
İzlenim 2256 |
|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında-3
İzlenim 2051 |
|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında-2
İzlenim 2046 |
|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında
İzlenim 2117 |
|
|
Rayyan Onbinler Tarafından Uğurlandı
İzlenim 2457 |
|
|
Bombanın düştüğü an ve `şahadet` sesleri
İzlenim 2630 |
|
|
İSRAİL SALDIRISI
İzlenim 2608 |
|
|
Güllerin Efendisi
İzlenim 2355 |
|
|
Kanuni :)
İzlenim 2647 |
|
|
Gariplere Müjdeler olsun
İzlenim 2466 |
| $Usd Alış | : | 1.5465 |
| $Usd Satış | : | 1.5540 |
| £Euro Alış: | : | 2.1169 |
| £Euro Satış: | : | 2.1271 |
Saadet Partisinin 26 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen 3. Olağan Kongresi, pek çok bakımdan Millî Görüş tarihinde önemli bir yere sahiptir. Şimdiden kestirmek zor olsa da, Saadet Partisi bu kongreden çeşitli açılardan etkilenecektir. Benim öngörülerim şunlardır:
Bu kongre ile psikolojik bir engel aşılmıştır. Millî Görüşçüler ilk kez gerçeklere karşı adım atılması gereğiyle yüzleştiklerini göstermişlerdir. Şu ana kadar, Millî Görüş’ün karşılaştığı güçlüğün geçici olduğu, bu sıkıntılı dönemlerin bir süre sonra biteceği beklentisiyle köklü değişikliklere girişmekten kaçınan Saadetliler, eski düzene ve günlere gitmenin artık imkansız olduğunu nihayet anlamışlardır.
Millî Görüş, tarihinde önemli bir dönüm noktasına gelmiştir. Her engellenişinde bir yolunu bulup inatla eski konumunu ele geçiren Erbakan Hoca için siyaset denizi artık bitmiştir. En verimli dönemi sayılabilecek olan son 10 yılını haksız bir “iç sürgün”de geçiren Erbakan Hoca, bundan sonra aktif politikanın içinde yer alamayacağını ilan etmiştir.
Genel Başkanlık görevini devralan Numan Kurtulmuş, artılarını örgüt kimliğine işleyebildiği ölçüde başarılı olacaktır. Numan Kurtulmuş’a bir süreden beri parti içinden yükselen eleştirilerin esastan çok usülle ve tarzıyla ilgili olduğu göz önüne alındığında, bunu kolayca gerçekleştirmesi mümkün görünmüyor. Hele de, Erbakan gibi karizmatik ve dominant bir liderin hemen yanıbaşında bunu teşkilatlara kabul ettirmesi için çok sabırlı ve çalışkan olması gerekiyor. Elbette aynı sabrı ve çabayı, Numan Bey’e üslûp olarak yakın duran ekibinin de gerçekleştirmesi gerekir.
Numan Bey’in medyanın önemini kavradığını öteden beri biliyoruz. Fakat Saadet Partisinin ilerletici gücünün medya desteğinde değil, teşkilat motivasyonunda olduğunu da özellikle akılda tutmak gerek. Teşkilatların ağırlığı hesaba katılmadan sırf medya desteğine ve tanınırlığa bel bağlanırsa, Numan Bey siyasette arzulanan açılımın adresi olamayabilir. Gerçi ortada, teşkilatlarını pasifleştirip tamamen medya gücüne dayanarak iktidarını yürüten bir Ak Parti örneği varsa da, durum Saadet Partisi için farklıdır. Saadet Partisi, Numan Kurtulmuş’un söyleminden de görüldüğü üzere ideolojik tavrı olan bir harekettir. O yüzden partizanlarını ikna edip kendisine bağlaması, Numan Bey’in önünde bir zorunluluk olarak durmaktadır.
Kongre sonrasında Numan Bey’e karşı büyük bir ilginin olduğu kesin. Teşkilatlar için de durum aynıdır. Fakat bazı muhaliflerinin hâlâ Numan Bey’e mesafeli baktıklarını da kabul etmek gerek. Uzaktan ve bazı muhaliflerinin ağzından Numan Bey’i tanıyan tabana bir an evvel gidilmesi zorunludur. Muhaliflerin ise neye muhalif oldukları iyice tahlil edilmelidir.
Genel Başkan değişikliğine sevinen kesim, oluşan GİK listesi karşısında şaşkına dönmüş. Bu liste üzerinden Numan Kurtulmuş’a, “Önemli olan genel başkanın kim olduğu değil, partinin yapısıdır” denilmek istendiği anlaşılıyor. Sıradan bir kurumun başına getirilen bir kişinin bile ilk yaptığı iş, uyumlu çalışabileceği kişileri çevresine almaktır. Oysa bu durum Numan Kurtulmuş için söz konusu değildir. Anlaşılan, vazonun kırılması tehlikesine karşılık böyle bir denge durumu oluşturulmuş. Ancak bu dengenin sahiden de uyumlulaştıran bir denge olup olmadığını zamanla göreceğiz. Fakat her hâlükârda, Erbakan’ın sorunları çözen bir merci olarak önemi devam etmektedir. Herhalde Numan Kurtulmuş’un siyaset hayatındaki en büyük sınavı şimdi başlıyor. Avantajlı taraf ise, Numan Kurtulmuş’un tarzına ve bazı yaklaşımlarına mesafeli duran muhalif kanat. Ilımlı ve sakin bir kişilik sergileyen Kurtulmuş bu engeli aşabilir mi? Bu daha çok muhalif görünenlerin tavrına bağlı. İsterlerse sistemi çarçabuk kilitleyebilirler. Ama bunu yapmaları, taban ve hareket bakımından çok olumsuz sonuçlar doğurur. Bekleyip göreceğiz.
Muhalifler her ne kadar GİK sonucunda biraz olsun rahatladılarsa da, genel olarak şaşkınlar. Ancak bu şaşkınlığı bir türlü tam olarak yansıtamıyorlar. Zirâ, öteden beri kullandıkları “O ne derse o” gibi yanlış bir mantıkla ellerini kollarını bağlamış durumdalar. Evet, bence “O ne derse o” mantığı yanlıştır. Eğer bugün, Numan Kurtulmuş’un genel başkan olmak bakımından yanlış bir isim olduğunu düşünüyorlarsa, buna karşı tepkilerini göstermeliydiler. Yok, Numan Bey son tahlilde kabul edilebilecek bir isim idiyse, niçin yakın geçmişte o denli ağır eleştirilerde bulundular? Bence burada bir çelişki var.
Numan Kurtulmuş’a yönelik ilginin büyüklüğü, Saadet Partisi için büyük bir avantaj. Ancak bu avantajın bazı riskler içerdiği de unutulmamalı. Numan Kurtulmuş’a yönelik ilginin farklı sebepleri var. Meselâ bir kesime göre Numan Kurtulmuş, Ak Parti’ye gerçek muhalefet sergileyecek tek alternatif. Bazı eski Ak Parti siyaset bürokratları için de Kurtulmuş önemli bir isim. Zirâ Ak Parti’den tasfiye edilen, Kutan liderliğindeki Saadet’e de yanaşmak istemeyen bu profesyonel siyasetçiler için Numan Kurtulmuş liderliğindeki bir Saadet yeni bir adres olabilir. Bir kez girenin bir daha çıkmak istemeyeceği TBMM, Kurtulmuş liderliğinde bu isimlere tekrar açılabilir mi? Sanırım, Ak Parti’den tasfiye edilen pek çok siyasetçinin zihninde bu soru var şu günlerde. Oysa, Saadet Partisini en güç günlerinde terk etmeyen ve aldatılmışlık duygusu hissedip fazlasıyla keskinleşen bazı Saadet Partililer için bu siyasetçileri de içerecek bir açılım, Numan Kurtulmuş’un liderliğine yönelik hayalkırıklıkları yaşatabilir. Gerçekten de kurulacak denge, ustaca hesapları gerektiriyor.
Numan Kurtulmuş’u bekleyen bir diğer güçlük de, klasik Millî Görüş söylemi ile Numan Kurtulmuş’un üslubundaki bariz farklar. Millî Görüş hareketinin de şu ana kadar üslubunda görülen sertlik ve istisna kabul etmeyen kutuplaştırarak tasnif etme anlayışı göz önüne alındığında, Numan Kurtulmuş’un çok ustaca taktikler izlemesi kaçınılmaz oluyor. Söz gelimi Numan Kurtulmuş ısrarla başka partilerin zaafları üzerinden siyaset yapmayacağını söylese de, Erbakan kongre konuşmasında: “Ya Millî Görüşçüsün, ya da işbirlikçi.” dedi. Numan Kurtulmuş’un Ak Parti iktidarına ve fikriyatına kökten karşı olduğu apaçık ortada ise de, bazı Millî Görüşçüler onun daha yumuşak üslubunu bir sapma sayabilirler. Açıkçası ben Numan Kurtulmuş’un bu çelişkileri nasıl bağdaştıracağını çok merak ediyorum. Bunu başarabilirse, herhalde Ak Parti’yi yıkılma sürecine sokacak bir sinerjiyi de yaratan kişi olacaktır.
Uzatılabilecek bir meselede belli başlıkları ele aldık. Ancak şurası kesin ki, eğer Saadet Partililer Ak Parti’yi eritmeyi ve sandıkta yenmeyi planlıyorlarsa, Numan Kurtulmuş’a kredi tanımak ve ona yardımcı olmak zorundadırlar. Düzeysiz ve Numan Kurtulmuş’un liderliğine katkıda bulunmayacak eleştirilerle yeni genel başkana hücum etmek, Numan Kurtulmuş ile birlikte Saadet Partisinin de sonu olur. Ak Parti’nin bu türden bir iç kavgaya ellerini ovuşturarak bakacağına kuşku yok.
Numan Kurtulmuş’u zorlu bir süreç bekliyor. Ancak, kendisine tanınan kredileri iyi değerlendirdiği, Millî Görüşü daha önce şâha kaldıran faktörleri hesaba kattığı sürece başarılı olması işten bile değil. Bunun içinse, geniş bir Anadolu turuna çıkması, tabanı rahatlatması ve kemikleştirmesi, yerel önderleri keşfetmesi, genç kuşağı öne çıkarması gerekiyor. Numan Kurtulmuş bunu yapabilir mi? Ben yapacağını düşünüyorum.