|
|
Aferini Hakettiğin Yer !
İzlenim 2008 |
|
|
Dublorden Müthiş Show
İzlenim 2596 |
|
|
Apo`nun idam Kararının ertelenmesini açıklayan aciz İnsanlar
İzlenim 3478 |
|
|
Girişimci Oğullar - Siyasetçi Babalar
İzlenim 2594 |
|
|
SAADET EKONOMİ MANİFESTOSU
İzlenim 2342 |
|
|
Kurtulmuş:Bavulunuzu toplamaya başlayın.
İzlenim 2483 |
|
|
Aksa Muhafız Şeyh Salah`tan Ümmete Kınama
İzlenim 8970 |
|
|
Müthiş bir rekor denemesi, izlerken titreyeceksiniz.
İzlenim 5460 |
|
|
Numan Kurtulmuş çözümü açıkladı
İzlenim 4996 |
|
|
Muhsin Yazıcıoğlu - Üşüyorum
İzlenim 10442 |
Önümüzdeki martta Başbakanlıkta altıncı senesi doluyor Erdoğan’ın... Nasıl bir süreçten ve siyasi mücadele cenderesinden geçip bu noktaya geldiğini hatırlatmaya herhalde gerek yok...
Ve sonuç malum; kitlelerin gözünde demokratikleşmenin ve değişimin simgesi mevkiine geldi Erdoğan...
Geçen altı yılda ne oldu derseniz, sanırım bu zaman zarfında önemli bir değişiklik Başbakan’ın yola çıkarken ifade ettiği ‘ Milli Görüş gömleğini çıkarttım’ sözünün dilinden zihnine geçmesi oldu... Altı sene önce bunu söylediğinde, bırakın başkalarını bizzat Erdoğan’ın buna ne kadar inandığı tartışılabilirdi belki, ama bugün muhalifleri de dahil kimse açısından Erdoğan’la ilgili böyle bir sorgulamanın fazla bir manası kalmadı...
Ancak kabul etmek gerekir ki, en önemli değişim Erdoğan’ın dini duyarlılığının Türk siyasetinin genelinde yaptığı etki oldu... Bugün başta CHP olmak üzere siyaset sahnemizdeki bütün partiler dini meselelere bakışta, dindar insanların sorunlarına yaklaşımda farklı bir noktaya geldilerse bunda Tayyip Erdoğan’ın payının olduğunu görmemek haksızlık olur... Tablo sadece iç politika penceresinden bakıldığında değişmekle kalmadı... Düne kadar İslam ülkeleriyle münasebetlerinde soğuk durmayı, yasak savmak kabilinden katıldığı toplantılarda alınan rutin kararlara bile laiklik rezervleri koymayı prensip edinmiş, büyükelçilerin İslam ülkelerine tayini tenzil-i rütbe saydığı bir ülkeydi Türkiye... Bugün ise el’hak tablo bunun tersine dönmüş gibidir...
Nihayet Türkiye demokratikleşme alanında ve AB yolunda şimdilerde köpüğü hayli kaçmış olsa da Erdoğan’ın liderliğinde önemli bir mesafe katetti... Nitekim şimdilerde Erdoğan’a yöneltilen eleştiriler bir şey yapmadığından değil göreve geldiğinde kazandırdığı ivmeye bakıldığında hızının kesilmiş olmasından..
Bu girizgâhın ardından ‘Öyleyse sıkıntı nerede’ sorusunun cevabını arayabiliriz...
Rahmetli Özal’dan bir hatırayla başlayayım.. Özal her hafta bir yarım gününü bazen gününün tamamını- ‘ Hayaller/Projeler’ konusuna ayırırdı... Başbakan olduğunda itiyad edindiği bir şey de değildi bu üstelik.. 1970 öncesi DPT günlerinde, MESS yani Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası günlerinde bu alışkanlığı edindiğini söylediydi.. Ailesiyle ilgili suçlamaların basının gündemini işgal ettiği sıkıntılı zamanlarında dahi terk etmedi bunu... Gerek tanık olduğum gerekse rahmetli Adnan Kahveci’den dinlediğim çok şey vardır... ANAP’a amblem olarak seçtiği arının bir yönüyle kendisinin bu vasfını ifade ettiği kanısındaydı Özal... Aklına yatsın ya da yatmasın, dinlediği fikir ve projelerle beslenen biriydi o... Benimsediğinin üzerine gider, görevlendirme yapar, bir an evvel icra safhasına geçirmek için görevlendiği kişileri zorlar, telaş ederdi... Görevlendirdiği kişileri zorlardı dedim; ama bundan ibaret değil elbette.. Önüne her gün yüzlerce sorun ve talep gelen kişidir başbakanlar ve o yoğunlukta çoğu konu unutulur... Görevlendirdiği kişilerin kendisini sıkıştırmasına açıktı Özal...
Tayyip Erdoğan’ın çevresinde ise ne böylesi bir halka var; ne de onun benimsediği fikirleri elle tutulur projeye dönüştürüp önüne koyan, bunu iş edinenler... O nedenle Erdoğan çok şey yapmak isteyip düşündüklerinin önemli bir kısmına konu birkaç kez gündeme gelene kadar el atamayan; el attığında da herkes en önemli işin başbakanı alkışlamak, onun gözündeki mevkiini kaybetmemeye çalışmak olduğunu zannettiği için, projelendirmeyi kendisi yapmak zorunda kalan bir lider... Ve bir meseleyi çözmeye yoğunlaşıp onun ayrıntılarına daldığında diğer konulara ayıracak zaman bulmakta zorlanan...
Türkiye’nin önünde duran, siyasi karar gerektiren; kanun çıkarmayı gerektirmeyen, kimi kararnameyle, yönetmelik değişikliğiyle ya da genelgeyle çözülebilecek meselelerin sırf bu nedenle askıda beklediğini bilmek üzüntü verici...