|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında -4
İzlenim 2274 |
|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında-3
İzlenim 2052 |
|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında-2
İzlenim 2047 |
|
|
İsrail ve Filistin büyükelçileri canlı yayında
İzlenim 2118 |
|
|
Rayyan Onbinler Tarafından Uğurlandı
İzlenim 2458 |
|
|
Bombanın düştüğü an ve `şahadet` sesleri
İzlenim 2632 |
|
|
İSRAİL SALDIRISI
İzlenim 2611 |
|
|
Güllerin Efendisi
İzlenim 2356 |
|
|
Kanuni :)
İzlenim 2648 |
|
|
Gariplere Müjdeler olsun
İzlenim 2470 |
| $Usd Alış | : | 1.5465 |
| $Usd Satış | : | 1.5540 |
| £Euro Alış: | : | 2.1169 |
| £Euro Satış: | : | 2.1271 |
Her olmakta olanın bir ideolojik yanı vardır ama biz sonlu varlıklar olarak onu, bazen farkedebiliriz. Fakat olayı böyle görmekte herkesin gerekçesi çoğunca farklıdır. Kimisi, olayın sadece bir yönüne odaklandığı için; kimisi, bir olaydan hemen büyük resmi görme telaşından; kimisi, komplo teorisine düşkünlüğünden; kimisi de, ayrı parçaların birbiriyle ilişkisini çabuk kestirdiğinden ve de burnu koku almada artık hassas olduğundan bunu yapar.
Dünya, tabiri caizse Amerika’nın etrafında dönüyor. Dolayısıyla “Dünya” diye söze başlayan her kimse, bu kelimeyi kullanırken hep Amerika’yı kastederek konuşmuş oluyor ve karşısındaki kesim de bunu onaylamış olarak dinliyor.
Türkiye’deki KİT’lerin başarılı biçimde zarar ettirilmesinden özelleştirmelere kadar; Irak’ın Kuveyt’i işgalinden 11 Eylül olaylarına kadar, Küresel Mali Kriz’den dünyanın diğer ülkelerindeki borsa eksenli ekonomik daralmaya kadar olan ve yaklaşık yüz yıllık gelişmeyi nasıl yorumlamak noktasında epey düşünüyorum.
Sanki, gelişmeler yavaş yavaş “dünya”yı, Dünya AŞ’ye hazırlamak için yapılmış izlenimini veriyor.
Herkes “küresel mali kriz” konusu üzerinde kafa yorarken bir taraftan da “Dünya AŞ” kavramının sürüme sokulduğunu fark etmiyor değiliz. Aslında bu kavram, Türk okurlarına Tevfik Fikret’in şiirlerinde arz-ı endam ettirilmişti ve sadece edebiyat literatürüne girmişti.
“Halûk’un ‘Âmentü’sü”nde, ne diyordu Fikret?
“...Toprak vatanım, nev’i beşer milletim… İnsan
İnsan olur ancak, buna iz’anla inandım.…”
Nihayetinde bu zihniyet yer/karşılık bulmadı bu topraklarda.
Tutmadı.
Tutmamasının sebebini Dünya Sistemi çabuk kavradı: Toplumsal tabanı, taraftarı, karşılığı yoktu kavramın.
Batı’da geliştirilen AB projesi de, bu anlayışla doğrudan ilgiliydi.
Şimdi AB sürecinin son şekline gelmesi zaman aldığı ve diğer ülkelerin, özellikle Müslüman toplumların bulunduğu ülkelerin bu projeye içerilmesi de bu yavaşlıkla giderse pek de mümkün görünmemesi, süreci hızlandırmış görülüyor.
Aslında “Dünya Sistemi” kavramı da tartışmalıdır ama önemli bir nokta, bu tartışma daha çok “Dünya Sistemi”nin dışında kalanlarca yapılır. “Yeni Bilim”den evrilen şeklinden bahsetmiyorum burada, kavramı İsmet Özel’in kullandığı anlamda kullanıyorum. Sonuçta hepsi, bir noktada aynı kapıya çıkıyor: Güç Odakları.
Daha iyi anlaşılması için bu kavrama bir sıfat da ben eklemek istiyorum: Gizil Güç Odakları.
Gizil güç odaklarının yapmak istediği şey nedir o halde?
Şöyle anlıyorum ben:
Söz konusu odakların dışında kalan ülkelerin kaynaklarını yeniden “güç merkezi”ne aktarmak üzere; 1) Aşamalı olarak sınırları kaldırmak, 2) Acil olarak mali-banka sistemini küresel bir ağ içine almak.
Böylece bütün para-mali kaynak akışı Dünya A.Ş.’nin kontrolünde olacak. Şimdiki durumda bu güç, ülkelerin kendisindeydi.
Daha anlaşılır bir dil ile söylersek, bütün dünya ülkelerini büyük bir “Dünya Devleti-Şirketi”nin şubeleri konumuna getirmek.
Bunun derin anlamı, kurgulanacak evrensel bir din dili ile desteklenecek iken, yönetim ve mali sistem için “rasyonalite” kavramından faydalanılacak.
Sosyolojinin konusu olan “kimlik” üzerinde yoğun bir politik savaş verilecek.
Tüm bu küresel Dünya Devleti-Şirketi zihniyetine karşı ise, tüm kültürlerin yitik malı olan “adalet” kavramına olan ihtiyaç da elbette küresel ölçekte ve daha derin-kapsamlı olacak. Çünkü bu güne kadar “adalet” kavramı, hep yerel ihtiyaçlar için kurgulanmış ve ona göre bir epistemoloji geliştirilmişti.
Yeni bir dünya doğuyor, bundan eminiz.
Fakat artık onu izleyerek değil, kurmak için duyargalarımızı açmış olmalıyız.
Yeni bir din ve bilgi felsefesine herkes hazır olsun.