Haftanın Anketi
Piyasalar
Döviz
Alış
Satış
Dolar :
1.1865
1.1922
Euro :
1.7635
1.7538
Gazete 1. Sayfaları
Hava Durumu
Özel Dosyalar
Kültür Sanat Servisimiz Şair Bahaettin Karakoç'la konuştu. Şiir ağırlıklı olan sohbette Karakoç gündeme de değindi.
- 05 / 06 / 2007 17:44


Düşünce ve edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden şair Bahaettin Karakoç ile Şerif Eskin şiire ve ülkedeki son gelişmelere dair bir söyleşi gerçekleştirdi:

"O miting meydanlarında bayrak sallatanların hiç birinin çocuğu Doğu’da şehit olmuyor."

"İlham kaynağını öncelikle kendi içinizde arayın. Ferhat gibi kazmayı daima kendi içinize, yüreklerinize vurun."

"Özgür eğitim verilmeyen ülkelerde, özgürlüğe saygı gösterilmeyen ülkelerde insanlar her zaman köledir. İnsanın bedeni de köle olabilir ama ruhu olamaz."

"Ömenli olan tasavvuf şiiri yazmak değil, tasavvufu yaşamaktır."

"Halk Sezer'i seçenlerin hepsini tasiye etti."

Sayın Karakoç; sizin şiirinizi daha çok bir ilham şiiri olarak algılıyorum. Ama şiirin tek başına ilhamdan ibaret olmadığını da biliyorum. Şiirinizde vehbî  olanla kesbî olanın yeri ve rolü nedir ve ilhamınızı nereden alıyorsunuz?

İlham kaynağını şurada, burada uzaklarda aramayın. İlham kaynağını öncelikle kendi içinizde arayın. Ferhat gibi kazmayı daima kendi içinize, yüreklerinize vurun. Siz yüreğinize ne kadar kazma vurursanız yüreğiniz o kadar derinleşir ve size daha fazla lütufta bulunur.

Şiirde bilhassa dilin kullanımına çok dikkat edeceksiniz. Konuşma dilini aşmış bir dil yakalamanız gerekiyor. Konuşma dilinden çok daha derinliğe sahip olan bir dil kullanmanız gerekiyor.  

Şiirde sezgilerinize de ağırlık verin. Şiir yazarken malzemeden ziyade sezgilerinize ağırlık verin. Başkalarının ne yaptığı sizi çok ilgilendirmesin. Başkasının hangi kelimeyle ne kadar uğraştığı, neyi ne kadar yücelttiği sizi ilgilendirmesin. Siz kendi sezgilerinize dönün. Kendi sezgilerinizden ilham alın.  

Ve şiir yazarken sade olun. Sadelik şiirde bulunması gereken temel esaslardandır. Dilediğini kadar yazabilirsiniz ama sade olmayı unutmayın.  

Şiire ne zaman ve nasıl başladınız? 

Ben sizlerden daha küçük yaşta şiire başladım. İlk şiirimi yazdığımda on iki yaşımdaydım. Behçet Kemal Çağlar –kendisi dönemin en dalkavuk şairiydi- onun dergisinde yayımlandı bu şiir.  On iki yaşımdan beri de şiir yazmaya ve yayımlamaya devam ediyorum. İlk şiirim bir “yurt güzellemesi” idi. Daha sonra bu şiir Osman Atilla’nın Memleket Şiirleri Antolojisine de girdi. 

 İlk yazdığım şiirden 1960 yılına kadar yazdığım ve dergilerde yayımlanan şiirlerimin hiçbirini herhangi bir kitabıma almadım. Çünkü şiir üsluptur. Sanat bir üsluptur. Eğer eserde bir üslup yoksa o eser orta malıdır. Sanatçıyı sanatçı kılan da sahip olduğu bu üsluptur. Sanatçı için önemli olan da o üsluba ulaşmaya çalışmaktır. 1960 yılına kadar ben üslup oluşturmaya çalıştım. Ve ben bu üslubu bulduğuma inandığım zaman ilk kitabımı çıkardım. 

İlk kitabım Seyran ismini taşıyordu ve yayımlandığından o dönemin edebiyat dergilerinde kitabım hakkında birçok yazı çıktı. Ve ben o dönemden beri de şiir kitaplarımı yayımlamaya devam ediyorum. Şu an yayımlanmış on sekiz kitabım ve on sekiz hiçbirinde de kendimi asla tekrar etmedim. Hiçbir kitabımda bir öncekinin tekrarına düşmedim. Yayımladığım her eserden sonra da kendime has değişikliklerden yaptım yeni şiirlerimi yazarken. Sonuçta bunlar bir insanoğlunun eserleridir; ayet veya hadis değiller ki değiştirilemez ya da aşılamaz olsunlar. Bu iş sanatkâr işidir. Eğer sanatkâr kendine yetmiyorsa kendi yetecek bir boyuta erişmek için çabalamalıdır. Sanatkâr işini ciddiyetle yapacak ki edebiyat öğreticileri de bunu nesillere hakkıyla aktarabilsinler.  

Şairler neden hep erkek ya da kadın tabiatı şiire yatkın değil mi? 

Sanatkâr olsun olmasın eğer bir kişi insanlığının idrakindeyse bu âlemi tek başına düşünmek kolay değildir. Dayatmalarla bir yere varılmaz, kabahat kadında değildir. Kabahat sistemdedir. Özgür eğitim verilmeyen ülkelerde, özgürlüğe saygı gösterilmeyen ülkelerde insanlar her zaman köledir. İnsanın bedeni de köle olabilir ama ruhu olamaz. Ruhu köleleştiremezsiniz. Ruh ancak incinir. Erkek her zaman dışarıdadır ama kadın hep dışarıda değildir. Bana hep sorarlar neden kadın şair çok fazla yok ve neden kadınlar şiire hep güzel başlarlar da sonunu pek getiremezler. Şu ana kadar bu konuda hakkında söylediklerim hep şu olmuştur: Kadın sosyal durumundan dolayı bazı yükümlülükleri vardır. Eşi eve geldiğinde onunla ilgilenmek zorundadır. Ev işleriyle ilgilenmek zorundadır. Kadınların sorumlulukları erkeklere nazaran daha fazladır. Eğer erkekler de kadınlar gibi ev işleriyle vs. ile o kadar uğraşsalar bakalım kaç tane erkek şair çıkacak! Bunu hiç hesaba katmıyorlar. Kadının sosyal hayattaki yükü o kadar ağır ki bu sanatlarını devam ettirme konusunda onların önünü kesebilmektedir. Kadınlar sanatlarını ve sosyal sorumluluklarını bir arada götürememektedirler. Hele bir de çocukları olduğu zaman artık kadınların işleri iyice zorlaşmaktadır. Yaradılışımız elbette bunu gerektiriyor, kadın çocuğu doğurur ama bir de erkeklerin böyle bir sorumluluğu olduğunu düşünün; bakalım o zaman kaç tane erkek şair çıkacak! Bu durumların hepsini bir arada düşünmek lazımdır. Kadın söylendiği gibi noksan değildir.  Bütün toplumların merkezi kadındır. Peygamber Efendimiz de; dünyanızda bana üç şey sevdirilmiştir: Güzel kadın, güzel koku ve hayırlı ameller şeklinde buyurmuştur. Kadına bizim peygamberimiz kadar saygı duyan biri daha gelmemiştir. Buna rağmen yine de bu konuda hep ona saldırılmaktadır.  

Yaşadığınız çevrede yoğun bir şekilde halk şiiri geleneği devam ediyordu. Siz de bu geleneğin içinden başladınız yazmaya. Sonra şiirinizin neden aynı yolda devam etmediğini izah edebilir misiniz?

İlk şiir kitabım yayımlandığında kendi kendime sordum: Ben bu şekilde kalmak mı istiyorum yoksa geleceğe kalmak mı istiyorum. Elbette ki geleceğe kalmak istedim. Öyleyse sıradanlığı bırakmam gerekirdi. Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Baki’yi ve Karacaoğlan’ı günümüze taşıyan ne idi? Bugünkü imkânların hiçbiri o gün olmadığı halde onlar bugüne kaldılar. Yunus’un söyledikleri, Baki’nin söyledikleri hala taptazedir. Neden, çünkü onlar kendilerine has bir ses yakalamışlardı.  Mevlana’nın şiir hakkındaki görüşleri bizim modern zamanlardaki görüşlerin daha ilerisindedir. Önemli olan onları bilmek onları günümüze de aktarmaktır. 

Ben artık tanzimatın ne olduğunu biliyorum, bu dönemde şairler çeşitli yerlere özenmişler ve oralardan aldıkları kalıplara şiirlerini uydurmaya çalışmışladır. Cumhuriyet dönemine gelinmiş, cumhuriyet döneminde de dil üzerine çeşitli dayatmalar olmuş, sistemi oturtmak için şairler dalkavukluk edebiyatına sarılmışlar. Böyle bir ortamdan şair çıkmaz. Şair gerektiğinde ateş üstünde yürümesini de bilecektir. Şair ateşin üzerinden geçmesi gerektiğinde de dimdik durabilen ve yanmaktan korkmayan insandır.  Şair kesinlikle dalkavuk olmamalıdır. Sistemin dayatmalarına asla boğun eğmemelidir. Bir yerlere hoş görünmek için asla sanatından taviz vermeyen kişidir şair. 

Şairin gelenekle ilişkisi nasıl olmalıdır. Sezai Karakoç’un da dediği gibi şair önce “geleneğin kara tahtası”nda sınavını vermeli midir?

Kişi şiire başlarken elbette okuması bilmesi gereken bir geleneği olmalı. Yunus’u, Mevlana’yı, Fuzuli’yi, Karacaoğlan’ı okumayan, bilmeyen biri şiir yazamaz. Ama bahsettiğimiz bu şairleri okuması demek onları taklit edecek olması anlamına gelmez. Aksine onlardan farklı, kendine özgü bir üslup oluşturmalıdır.  Şair geleneğini bilecek ama yeni açılımlar yakalamak da onun asıl görevi olacak. 

Dolunay dergisinde gençler bana şiirler gönderiyorlardı yayımlamam için, bazılarını da yayımlamazdım. Bana gelip neden yayımlamadığımı sorduklarında onlara; Necip Fazıl’ın aslı varken neden onun kopyalarını okuyayım ki derdim. Çünkü o gençler hep Necip Fazıl’ı veya etkilendikleri başka bir şairi taklit ederlerdi.  

Şiirlerinizde ilahi ve beşeri aşk ayrımından söz etmek mümkün mü? 

Ben her ikisini de yaşadım ve her ikisini de yaşamakla iftihar ediyorum. Beşeri aşkı yaşamayan ilahi aşkı nasıl bulacak. Böyle bir şeyden bahsedilemez. Bir şehrin bir kapısı vardır. Ancak o şehirden içeri girdiğinizde bu defa başka evlerin kapıları karşınıza çıkar, o kapılardan da içeri girdiğinizde bu defa başka başka odaların kapıları karşınıza çıkar. Esas olan sizin gidebildiğiniz yere kadar gitmenizdir. Açabildiğiniz kadar kapıları açmanız gerekir. Sonuçta bütün yollar bizi bir yere götürür. Yolda bazı işaret taşları vardır ve bu dünyadaki aşkları bu işaret taşları olarak kabul edebiliriz. Beşeri aşkta da kişiye saygı olmalı, kişi hakkına saygı olmalı ve kirletme asla olmamalı. 

Kişi aşk yolunda yürürken kendi yontmalıdır. Bu yolun acısı da çekilecektir. Ama bu acı belli edilmemelidir.  

Önemli olan şiirin iklimini yaşmaktır 

Şiire malzeme olarak ne seçiyorsanız o iklimi muhakkak yaşamış olmanız gerekir. Şimdiki şairler tabiata yabancılar, tabiatı bilmiyorlar. Bazı şairlerimize sordum daha şahin ile atmaca arasındaki farkı bile bilmiyorlar. Yurt dışında gittiğim ülkelerde ben öncelikle dağları ve ormanları gezerim. Oraların tabiatlarıyla iç içe olmaya çalışırım. Eğer yazacaksanız öncelikle konuya hâkim olmanız gerekir. Eğer şiiri yazacaksanız o şiirin coğrafyasını önce kendi içinizde oluşturmalısınız ve bu coğrafyanın devamlılığını kendi içinizde sağlamalısınız. 

Kimi şairler tasavvuf şiirleri yazıyorlar.  Önemli olan tasavvuf şiirleri yazmak değil tasavvufu bizzat yaşamaktır. Mutasavvıfların hayatlarına bakarak şiir yazılmaz. Mühim olan samimiyetle ve içtenlikle şiiri yazmaktır.  

Malum Bugün Necip Fazıl’ın ölüm yıldönümü. Şiiri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Beaudelaire Fransız şiiri için ne ifade ediyorsa Necip Fazıl Kısakürek de Türk şiiri için aynı şeyi ifade ediyor. Beudelaire’in Fransa’da üstlendiği misyonu Türkiye’de Necip Fazıl Kısakürek Üstlenmiştir. Bugün Üstadın ölüm yıldönümü olması vesilesi ile kendisini de rahmetle anıyoruz.  

İklimin ve Toprağın şair ve şiir ve üzerine doğal bir etkisi vardır. Sadece şiir üzerinde değil genel olarak edebiyat ve sanat üzerinde de iklimin ve toprağın bir etkisi vardır. Mesela Ege yöresine bakarsanız hep hareketli zeybek türkülerinin söylendiğini,  Erzurum’a doğru gittiğinizde âşıkların hep uzun hava çektiğini, Akdeniz bölgesine gittiğinizde ise daha napoliten ve çiçek kokulu türkülerin söylendiğini görürsünüz. İstanbul’a geldiğinizde ise başlı başına bir kültürle karşılaşırsınız.  

Türkiye’deki son siyasi gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Bir ülke bu kadar hukuk dışı davranışları nasıl olur da bu kadar hukuka uydurmayı başarır. Türkiye’yi kimse bugün dünya önünde rezil olduğu kadar rezil edemezdi. Bunu nasıl da hukuk adına yaptılar, ben bunu anlayabilmiş değilim. Bu ne biçim bir siyasettir ki bir başkasını mahvetmek için utanmadan her türlü yalancılığı ve iftirayı kullanabilir. Burası ne biçim Müslüman bir ülke ki Müslümanları sürekli tehdit ediyor. Burası ne biçim bir ülke ki Müslümanlar sürekli bir tehlike kaynağı olarak gösteriliyor.

Bu şartlar altında ben yaşadığımı hissetmiyorum. Bu şekilde hayvanlar da yaşayabilir. Hiç olmazsa onlara bir şeyler dayatan kimseler yok. Kutlu Doğum haftasını kutlamanın nasıl bir tehlike olduğunu duyduk(!) Noel adı altında Hristiyanlar’ın bayramı kutlanıyor, ona bir şey diyen yok. Şunun şurasında Kutlu Doğum haftasının idrak edilmesi 5–10 senelik bir olay. Ama bunu yasaklamaya çalışıyorlar. Bu nasıl bir ülkedir. 

Cumhurbaşkanını meclise seçtirmiyorlar. Meclis seçemeyince halk seçsin deniliyor, buna da razı olmuyorlar. Peki, Sezer’i nasıl seçtiler diye sorsanız bunu da izah eden kimse çıkmıyor. Hâlbuki halk Sezer’i seçenlerin hepsini tasfiye etti. Sezer’i bugün Çankaya’dan gitmesi gerekiyordu; ama hâlâ orada. Dünya’nın başka hiçbir yerinde böyle bir şey olamaz. Görev süresi dolduktan sonra bir gün bile cumhurbaşkanı makamda duramaz. Ama bu adam ben gitmem diyor.

Türk bayrağını Türkan Saylan gibilerin elinde görmek insana bayağı koyuyor. O miting meydanlarında bayrak sallatanların hiç birinin çocuğu Doğu’da şehit olmuyor.

 

BOYUT HABER

Yorumlar ( Toplam: 1 yorum)
1 12/02/2008 12:29 - deren kaya yazmış: necip fazıl kısakürek
ben ne istiyorum ne çıkıyor ben necip fazıl kısakürek diyorum mbaşka şair çıkıyo bu ne biçim iş
YAZARLARIMIZ
Prof. Dr. Namık Açıkgöz

LAİKLİĞİN sembolü rakı mı?
Bahtiyar Aslan

Kimlik kartı
Taceddin Kayaoğlu

DAĞLICA'dan İstinye'ye
GAZETE YAZARLARI
Ahmet Kekeç
Star
Ergenekoncu James Bond
Fehmi Koru
Yeni Şafak
Alevilik sorunu çözülebilir
Engin Ardıç
Sabah
Patetik
Nazlı Ilıcak
Sabah
Kayıp trilyon davası
Nuray Mert
Radikal
Kafkasya krizi ve Türkiye
İsmet Berkan
Radikal
Kafkasya Platformu
Mehmet Altan
Star
'Ayılara karşı AB'
Hasan Celal Güzel
Radikal
Erbakan'ın affı ve haksız polemik
Tamer Korkmaz
Yeni Şafak
"Fak-Fuk-Fon ya da kısaca JİTEM!"
Perihan Mağden
Radikal
Bebeğe kitap okumak
Akif Emre
Yeni Şafak
Afrika bizim neyimiz olur?
Serdar Akinan
Akşam
Müşerref gitti? Gelen ne?
Mustafa Erdoğan
Star
Üniversite enflasyonu mu?