


Düşünürün Bir Entelektüel Olarak Portresi ya da
Cemil Meriç’e Dair İki Çalışma
“Entelektüel kimdir?” sorusunun cevabı, kestirmeden gidecek olursak, “her türlü iktidara” doğruyu söyleyen/söyleyebilendir şeklinde verilebilir. Bu kısa cevap, içinde, açımlanması gereken pek çok sorun barındırır şüphesiz. Öncelikle, entelektüelin iktidarlarla (ideolojik, dinî, siyasî, edebî vs.) doğrudan bir ilişkisi olduğu vurgulanmaktadır bu cevapta. Ayrıca iktidar olmuş/olabilmiş her olgunun -her zaman olmasa da çoğunlukla- yalan söylediği ima edilmektedir, üzeri örtük de olsa. Peki, kimin adına söz almaktadır entelektüel? Elbette ki iktidarların kararlarına ve uygulamalarına maruz kalanların adına…
İşte böyle biriydi Cemil Meriç. Sürekli kalınlaşan külliyatı(!) sağlığında ve vefatından sonra baskı üzerine baskı yapan; elden ele dolaşan Meriç’in yıllar var ki ne ölçüde ve ne biçimde tanındığı tartışmaya açıktı. Fikirleri bağlamından kopartılarak amaçsızlaştırılan ya da cımbızlanarak sönükleştirilen; mitleştirilip idolleştirilen yahut yerin dibine sokulan; güvenilirliği ve samimiyeti sorgulanarak hakkında tereddütler yaratılmak istenen; en sonunda da “kültür endüstrisi” heveslileri tarafından bir meta durumuna indirgenen Cemil Meriç nihayet düşürüldüğü karanlık dehlizlerden çıkmayı başarıyorsa, Zümrüdüanka edasıyla elbette yeniden dirilişini yaşıyor demektir. Zira o, kimliksiz ve kişiliksiz bir insan olmanın fersah fersah ötesinde; kendine özgü ve dürüst bir entelektüel ne kadar olursa o ölçüde tutarlı bir düşünürdü.
Elbette ki bir düşünürü anlamanın önündeki en büyük engel -özellikle bu düşünür artık yaşamıyorsa- eserlerinin eksiksiz ve müdahalesiz biçimde dolaşımda olmamasıdır. İkinci büyük engelse, o düşünürün mevcut eserlerinde incelenen konuların kronolojik ve esaslı bir dökümünün yapılmadan gelişigüzel okumalara ve dolayısıyla tek tek okurların kişisel ve bölük pörçük algılamalarına terk edilmesidir.
İşte Artus Kitap tarafından yayımlanan iki Cemil Meriç incelemesi; Kemalettin Taş’ın, Din ve Toplum Karşısında Cemil Meriç ve Göksal Çetin’in Sağ ve Sol Karşısında Cemil Meriç kitaplarının yapmaya çalıştığı tam olarak bu.
Sağ ve Sol, politik zıtlaşmanın iki kutbu olarak, diyelim ki bundan 30 sene önce taşıdıkları anlama sahip değiller bugün. Ama iki sabit ve neredeyse evrensel olgu olarak her politik tartışmanın bir yerinde varlıklarını sürdürüyorlar. Meriç’in bütün entelektüel macerası boyunca sık sık eleştirdiği; yanlış yorumlanmalarının, gereksiz ve altyapısız biçimde sahiplenilmelerinin doğurduğu çelişkileri deşifre ettiği bu iki olgu Göksal Çetin’in kaleme aldığı ilk kitapta son derece derli toplu ve kendi bağlamı içinde işleniyor.
Meriç’in, doğuşlarından itibaren bütün yönleriyle, kat ettikleri aşamalarla, dünyada ve Türkiye’de nasıl algılandıklarıyla; üstüne üstlük özel bir inceleme gayreti olmaksızın ele aldığı söz konusu iki kavrama ilişkin yorumlarını diğer birçok isim tarafından yapılan analizlerden farklı kılan, onun ne Sağ’ın ne de Sol’un içinden konuşuyor olmasıdır. Bu, sadece objektiflik adına takınılmış bir tavır değil kuşkusuz. Nitekim Meriç yaşamının son demlerine kadar Marksist olduğunu dile getirmekten çekinmemiştir. Ancak onun söz konusu iki kavrama karşı tutumu, bu kavramların Türkiye ve Türk düşüncesi açısından sahici bir karşılıklarının bulunmayışından kaynaklanıyordu. İşte Göksal Çetin konuyu bu ve benzeri boyutlarıyla ele alıyor.
Kemalettin Taş ise, Din ve Toplum Karşısında Cemil Meriç adlı yapıtının girişinde bakın bize neler söylüyor. “Elinizdeki kitapta, yakın tarihimizde yaşamış olan, kendine özgü fikir ve tespitleriyle sıra dışı kalabilmeyi başarmış, ömrü boyunca ve halen pek az anlaşılan fikir adamlarımızdan Cemil Meriç'in, din sosyolojisinin temel konusunu teşkil eden din ve toplum ilişkileri hakkındaki görüşlerini, sosyolojik bir yaklaşımla ele almaya çalıştık.”
Böylesine iddialı bir tezle yola çıkan yazar, görüşlerini akademik ama akıcı bir dille okura ulaştırabilmeyi başarıyor. Büyük düşünürü dört ana bölümde irdeleyen kitap; ilk bölümünü onun şahsiyetiyle düşünce dünyasına, ikinci bölümünü daha çok Hind merkezli Doğunun mistik inancına, üçüncü bölümünü Batının birey-toplum arasında gidip gelen ve fakat ondan ziyade pragmatist yaklaşımlara yakın duran din ve toplum anlayışına, nihayet son bölümünü Türk toplumunun dinî ve ideolojik yaklaşımlara karşın ilgi, bilgi ve alışkanlıklarına ayırmış.
Artus Kitap, Sosyoloji Kitaplığı dizisinin ilk iki kitabı olarak yayımlanan Cemil Meriç çalışmaları, çerçeveleri itibariyle politika ve din sosyolojisine ilişkin konulara Meriç’in fikirlerinden ilhamla eğiliyorlar. İşledikleri konuyu gereksiz detaylara dalmadan yani olabildiğince efradını cami ağyarını mani biçimde işleyen bu kitaplar, kaynakça ve notlarının zenginliği ile göz doldururken kapak tasarımlarının sadeliği ile de dikkat çekiyorlar. Belki bu kitaplar, okuyucuya popüler monografik kitapların yaşattığı türden mahremiyeti ve insan yaşamındaki olağan çelişkileri teşhir ederek vakit geçirme hazzı sunmuyorlar ama unuttuğumuz ya da farkında olmadığımız; aslında birçok güncel tartışmanın zemininde yatan sorunları ve gerçekleri hatırlatarak zihinlere açıklık veriyorlar.
Olgun Keser / Kırknar, Sayı: 2
Kırknar
| 1 | 15/06/2007 20:45 - tarık orhan yazmış: "Bıçak soksan gövdeme, sıcacık kanım damlar/ Gir de bir bak ülkeme, başsız başsız adamlar" |
|
Necip Fazıl ne güzel söylemiş... Memleketteki "başsız" adamları gördükçe Cemil Meriç gibi öncülerin yolundan giden büyük entelektüellere aslında ne kadar da ihtiyacımız olduğunu daha iyi anlıyoruz. Aslında o kadar da kolay olmayan bir Cemil Meriç portresine ulaşmak için burada bahsi geçen iki kitap türünden daha fazla yayına ihtiyaç olduğu ise çok açık. dorukhaber’de bu türden kitap tanıtımlarına daha fazla yer verilmesinin de yararlı olacağını düşünüyorum.
|