Haftanın Anketi
Piyasalar
Döviz
Alış
Satış
Dolar :
1.2310
1.2369
Euro :
1.9407
1.9300
Gazete 1. Sayfaları
Hava Durumu
Prof. Dr. Namık Açıkgöz
.
14 / 05 / 2008 17:15

namikacikgoz@boyuthaber.com

Kimsenin ruhu duymaz!...

Ve hiç de eksikliği hissedilmez!...

Bu bölümler hantallaşmıştır…

Statikleşmiştir…

Tek tipleşmeye doğru gitmiştir…

Kendini yenileyememiştir…

Sosyal gelişimin gerisinde kalmıştır…

Hayata uyum sağlayamamıştır…

Bilgi üretmeyi değil, bilgi aktarmayı ve tekrarlamayı fetiş hâline getirmiştir…

“Kapatıcaksın” ve yeniden “kurucaksın”…

Evet, “kapatıcaksın” bu bölümleri!… Belki, sâdece o sene üniversite tercihi yapacak adaylar fark ederler listede böyle bir bölüm olmadığını ve onlar da, başka bölümlerden birini tercih edip bir süre sonra unuturlar tercih kılavuzunda Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün olmadığını.

Üç-beş yüz kelimelik dünyasında, amatör bir edebiyat heyecanı duyan liseli gencin, tüm hayallerinin yıkıldığı bir bölümdür bu bölümler.

Edebiyat heyecanıyla gelen çocuğa, dayarlar “ek-kök”leri; bulmacamsı aruz ve edebî sanatları…  Sorgulatmadan, beynini iğdiş ede ede edebiyat tarihi ezberletilir; hece saymakla şiir atmosferinin yaşanacağı öğretilmeye çalışılır. “Aha bi motif daha buldum!...” havasıyla güyâ masal ve destan öğretilir.     

Aruz ve edebî sanatların fonksiyonları üzerinde durulmaz; bunların şiire kattığı tartışılmaz; ancak “Buldum!... Buldum!...” Arşimetçiliği yaptırmak bir marifet sayılır. Tabiî, genç de bulmacaya dönüştürülen klâsik edebiyata bir türlü nüfuz edemez.

Ara not, yani “istitrâd”: Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı da yapmış olan Merhum Ömer Okutan ağabey anlatmıştı. Müfettişliği esnasında, bir sınıfta İstiklal Marşı işleniyormuş. Öğretmen, “İstiklal Marşı aruzla yazılmıştır” diyerek şiirin veznini buldurmaya çalışmış önce. Veznin özelliğinden kaynaklanan farkları çözemeyince, “Yok, hece ile yazılmıştır.” deyip hecesini saydırmış ama bakmış ki, bazı mısralarda bir hece eksik (Gene vezninin özelliğinden kaynaklanır bu farklılık. Şimdi ayrıntıya girip burayı dersliğe çevirmeyelim.) “Yok, yok, İstiklal Marşı serbest vezinle yazılmıştır.” demiş. Ömer ağabey, öğretmene mezun olduğu fakülteyi sormuş; öğrenince de, o fakültenin dekanlığını da yapan ve edebiyat camiasında meşhur olan hocaya, “Sizin öğrenciniz, İstiklal Marşı’nın serbest vezinle yazıldığını söylüyor.” diye bir mektup yazmış.

Bazen de, en beşerî, en sıradan ve hatta (ayıptır söylemesi) ne müstehcen bir beyitten bile ne âyetler, ne hadisler, ne vahdet-i vücut anlayışı, ne tasavvufî anlamlar ve ilâhî neticeler çıkarılır bir bilseniz; gülmekten ölürsünüz… Ve bunu yapan hocaların şapkadan tavşan çıkarmaları karşısında şapkanızı çıkarırsınız. 

Dil derslerinde, iki üç saatte öğretilecek konuların bir yarıyıla yayılarak öğrencilere nasıl gınâ getirtildiğini görseniz yürekleriniz parçalanır. Ek ve kök dünyasına dalan öğrenci, bir süre sonra doğru dürüst cümle kuramaz olur; çünkü aklı köklerde ve “takı”larda takılı kalmıştır.

Öğrenciler, geçmiş dönemlerde yazılan eserlerde “öz insan”ı bir türlü yakalayamazlar; hep o metnin yazıldığı dönemin olaylarına hapsolur kalırlar. Güncel edebiyata ise hiç gelinmez; tam gelinecektir ki fakülte biter. Öğrenci de, edebiyatı hep geçmişte yapılan bir şey zannederek mezun olur gider.

Bu bölümden mezun olan öğrenciler, Nazım Hikmet’i, Necip Fazıl’ı, Arif Nihat Asya’yı, Attila İlhan’ı, Ece ayhan’ı, Sezai Karakoç’u, Behcet Necatigil’i hep kendi gayretleriyle öğrenirler. Çünkü çoğu bölümde bunlar okutulmaz. Güncel romancılar ve hikâyecilerin âkıbetleri de aynıdır. Ben iddia ediyorum; hiçbir bölümde, öğrencilere Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı, Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adam’ı, Emine Işınsu’nun Küçük Dünya’sı okutulup tartıştırılmamıştır.

İçlerinden bir kaçı, şiirler, hikâyeler yazmaya kalkar. Korka korka hocalarına gösterme gafletinde bulunurlar. Hocaları da, “Bunlar hikâyeden işler. Asıl işiniz, ekler köklerdir. Git, yapım eki nedir, çekim eki nedir; onlarla uğraş!...” veya “Bunlar artizlik; bunlar yerine git  Fuzulî’nin hayatını, edebî şahsiyetini ve eserlerini öğren!... Sınavda, yazdığın şiirler ve hikâyeler sorulmayacak!...” diyerek gençlerin heveslerini kursaklarında bırakırlar. Bu yüzden, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Behcet Necatigil gibi birkaç isim dışında, ciddî ve gündem oluşturacak şekilde edebî eserler veren biri çıkmamıştır bu bölümlerden. Edebî eser yazan çıkmamıştır da nitelikli edebiyat eleştirmenleri çıkmış mıdır peki?... O da yok!...

Bu bölümler, bugüne kadar, terim üretmek yerine, ya Osmanlıdan veya Batı’dan terimler aktararak vaziyeti kurtarmışladır. Ezber bozdukları için; beyefendi ve hanımefendilerin yeni şeyler öğrenmek üzere gayret sarf etmelerine yol açtıkları için, yeni terimler üretenlere pek hoş gözle bakmazlar; yükselme jürilerinde ıhtırmak için diş bilerler.

Dikkat ederseniz, edebiyat dünyasına hâkim olanların çoğu edebiyat bölümlerinden mezun değildir. Nasıl çıksın ki?... Bu bölümler, edebiyat zevkini geliştirmek yerine, dumura uğratmaya ayarlanmış gibiler sanki.

Bu bölümlerin, başta zihniyet ve dersler olmak üzere, tepeden tırnağa yenilenmesi ve çağın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi şarttır.   

Şimdi buraya, “Elbette bütün hocalar böyle değil; içlerinde iyileri de var.” yazacağım ve siz bunu gelecek saldırılara karşı bir rüşvet-i kelâm olarak göreceksiniz ve “Yok canım, herkes demedim ki, sen onlar gibi değilsin.” demek için öyle yazığımı zannedeceksiniz değil mi? Hiç merak etmeyin; kimsenin gıkı çıkmayacak bu yazdıklarıma.

Nerden mi biliyorum?  

Gazeteci-yazar-şâir ve dahi bir çok şey Özdemir İnce,  1 Ağustos 2007 tarihli Hürriyet’teki köşesinde, 1933 reformunun bir hatası vardı: İlerde gericiliğin kalesi olacak olan Türkoloji Bölümü'ne Fuat Köprülü'nün hatırına pek dokunmamıştı. Orada kalan virüs bütün Türkiye'yi hasta edecekti.” diye yazmıştı da, kimsenin, hatta isim zikrederek alenî bir şekilde hedef aldığı  bölümün bile gıkı çıkmamıştı; benim yazığıma mı gıkları çıkacak?...   

İşte size bu bölümlerin mevcut halleriyle bir işe yarayıp yaramadıklarının ölçülmesi: Bu yazımdan sonra, bu câmiadan gelecek tepkiler olursa ve hatta aforoz edilirsem yanılıyorum; gelmezse haklıyım demektir.

Denemesi bedava!...

Yorumlar ( Toplam: 34 yorum)
1 26/06/2008 04:55 - denız mahır yazmış: :)
ıste bızler hocalarımızla once sınıflarımızı özgurlestırebılmelı daha sonra okullarımızı,unıversıtelerımızı ozgurlestırebılmelıyız sıstemı duzeltebılmek adına... sımdı dusunuyorumda acaba gercekten edebıyat yalnızca eskıyı anlatan eskıye daır olan bır sanat dalı ve bılım bolumu mu? belkı kaldırmamalı ama degıstırebılmek ıcın ugrasılmalı sanırım...emegınıze,kalemınıze saglık hocam...
2 26/06/2008 04:55 - denız mahır yazmış: :)
belkı vazıfe degıl ustumuze ama dogru seylerı yazmıssınız hocam...ozellıkle ekler konusunda cok haklısınız .ben yıllardır gordugum dıl bılgısını bu bolumde gordukten sonra unuttum sayılır ama unıversıte bu dedım herhalde...ama bu konular derste de tartısılabılmelı sonucta derste ınsıyatıf sızlerın,hocalarımızın elınde ıstedıkten sonra sızler kendı alanınızdakı derslerı kendı tasarladıgınız sekılde ısleyebılırsınız ögrencı mertkezlı olmakla beraber tabı...
3 09/06/2008 00:26 - Mustafa BİLGİÇ yazmış: Arz...
Bu yorumu, okulda size günaydın der demez bana "Deli Yürek" diyerek karşılık vermenizden yazdım. Ayrıca "Günebakan gibi dönme!" demişsiniz. Günebakan dönerse güneşe döner, sokak lambalarına değil! Ben yine de döne taraftarı değilim. Zira, neresinden dönersen dön "dönek" derler... Ama günebakan olsaydım, güneşe mutlaka dönerdim. Ama ne yazık ki, günebakan değilim...
4 09/06/2008 00:25 - Mustafa BİLGİÇ yazmış: "Deli Yürek" de olduk sonunda(!)
Sayın Hocam, öncelikle ben "Deli Yürek" değilim. Ben yorum yazarsam -şimdi de olduğu gibi- kendim adımla yazarım. Biz bir söz ettiysek, arkasında dururuz. Nedense son zamanlarda her Mustafa "Mustafa Bilgiç" sanılmakta. "Deli Yürek" rumuzlu arkadaş "Köktürkçe, Uygurca" gibi derslerden yakınmış. Benim size kastım olsaydı eğer, sizin alanınızdan yani "Klasik Edebiyat" tan (böyle bir şikayetim de yok üstelik) yakınırdım...
5 29/05/2008 02:50 - özgür şen yazmış: Bakmak! yetmiyor, görmek için "açıkgöz" olmak gerekiyor galiba
sayın hocam 4. sınıfta bir öğrencinizim. Yıllardır söylediklerinizi kendi kendime tekrarlar dururum; ama "ulan tembel bi öğrencisin acaba vicdan mı rahatlatıyorsun?" demekten de kendimi alamam; çünkü hiç kimse bir anormallik varmış gibi davranmıyor ve eğer bir sorun varsa bu senden kaynaklanıyor iması yapıyor herkes. Bu yazınızdan sonra çok rahatladım anladım ki ben ciğere mundar demiyorum; o zaten öyle. Tesadüfen gelmedim bu bölüme ve geldiğimde edebiyata düşkündüm şimdi ise... Ne gezer...
6 26/05/2008 17:14 - İsmet Emre yazmış: Güncel edebiyatı anlatan bölümler var
İnönü Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Son sınıfta Postmodern edebiyat bağlamında Yusuf Atılgan, Oğuz Atay, Tarık Buğra, Orhan Pamuk, Hasan Ali Toptaş metinleri okutuluyor ve 2008´e kadarki edebi metinler değerlendiriliyor. Demek ki hepsi öyle değilmiş.
7 17/05/2008 01:54 - kırılgan yazmış: madur
ben de yıllar evvel, yadığım bir şiiri, size okuttuğumda, yeterince, şevkimi kırmıştınız sayın hocam...
8 17/05/2008 01:54 - M.ALİ BAZ yazmış: YORUMLAR ÜSTÜNE YORUM
Yorumlara bakarsak herkes birinn çıkıp KRAL ÇIPLAK demesini bekliyormuş yahu!En iyisi kapsamlıca bir sempozyum bari düzenleyin Sayın Hocam,yoksa yorum morum milleti kesmemiş;:)
9 16/05/2008 20:20 - ayşegül yazmış: edebiyatzede
kardeş bölümde okuyan bir öğrenci olarak ben de üniversitedeki bu derlserin mantığını hala anlayamamış bulunmaktayım.. yazınıza sonuna kadar hak veriyorum.. üni. ye binbir hevesle gelmeme rağmen şu zamana kadar bildiklerimin de altüst olmasından ileriye gidemedim.. lisedeki bilgilerle çelişmekten feleğim şaştı. ya biz bu bölümlerin içeriğini yanlş anlıyorz ya da bu işin kendisi başlı başına yanlış..anlamaıyorum ki ben öğrencilerime ileride ne öğreticem.edebiyat adına gerçekten birşeyler öğrenebilmek ümidyle
10 16/05/2008 16:18 - şevket yılmaz yazmış: edebiyatsız kalan türk dili ve edebiyatı bölümleri
öncelikle türk dili ve edebiyatı bölümünde okuyan bir öğrenci olarak dediklerinize katılıyorum gerçekten yaptığınız araştırma birebir doğru. oğuz atay ı daha bilmeyen yakın dönemde ne olduğundan habersiz siiri ,romanı ve hikayeyi şimdi kim yazdığını merak etmeyen ve merak ettirilmeyen hocalar tarafından yönetilen bu fakülteler çok geçmez BEYAZ BAYRAĞI dikeceklerdir yazık onca şair ve yazara bence yazmasınlar son olarak şöyle bitirmek istiyorum hasan ali toptaşı ve hasan ali yücel i ayırt etmeyen TDE
11 16/05/2008 16:18 - macide batmaz yazmış: haklısınız
Namık Bey,ben Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edeb. 1. sınıftayım.Bugün kardeşiniz Halil Bey dersimize girdi.Onun dersleri hakikaten rüya gibi geçiyor,ayrıntılarla boğmuyor öğrencileri.Söylediklerinize katılmamak mümkün değil .
12 16/05/2008 01:21 - Ömür Ceylan yazmış: Kral mı çıplak VII
Tarihi ilmihal gibi okuyalım demiyorum elbette. Fakat geçmişten iman alanları devşirmeye kalkışmak ne denli kolaycılıksa Kral çıplak; diye bağıran küçük kahramanın çocuksu cesaretini paylaşmak da o kadar heyecan verici. Unutmayalım ki çözümsüzlüğe mahkum edilen meselelerden kalıcı sonuçlar çıkmıyor.
13 16/05/2008 01:21 - Ömür Ceylan yazmış: Kral mı çıplak VI
Hatta belki müfredata da müdahaleler gerekebilir. Ama bunlar asıl meseleyi gölgelememeli. Sorun lisans öncesi eğitim sistemi sorunudur. Çoktan seçmeli sınavlarla mekanize edilen öğrenci profili, en büyük darbesini edebiyat bölümlerine vurmuştur. İki sayfa edebi metni ara vermeden okuyamayan nesillere,metni mukaddes kabul eden bir gelenek; öğretilmeye çalışılıyor.Bu felaket sarmalı karşısında neyden vazgeçmeliyiz. Geleneği gözden çıkarmak, gelecekten de vazgeçmek demek olmayacak mı?!
14 16/05/2008 01:20 - Ömür Ceylan yazmış: Kral mı çıplak V
1 Mayısta başvuru süresi dolan uluslararası bir öğrenci kongresinin düzenleme kurulunda yer alıyorum. 12 farklı ülke, 70 farklı üniversiteden 400ü aşkın başvuru ulaştı Kongreye. Başvuruların yarıdan fazlasını Yeni Türk Edebiyatı bildirileri oluşturuyor. Türkiyedeki 53 değişik üniversitede edebiyat okuyan öğrencilerin yaşayan edebiyatı nasıl bir dikkatle takip ettiklerini görmek lazım! Eğitim anlayışlarımızda iyileştirmeler yapmalıyız elbette.
15 16/05/2008 01:20 - Ömür Ceylan yazmış: Kral mı çıplak IV
hangi tartışmaya konu edilebilir? Kaldı ki değişim, edebiyat bölümü koridorlarına çoktandır ulaştı. Aruz bahirleri, haylidir Arapça tekerlemeler olmaktan çıkarılıp birer melodi halinde seslendiriliyor. Hatta sâkiyâ; hitaplarının Hey Barmen!diye çevrildiği pek çok amfi var bu ülkede. Ama bundan ötesi, kütüphaneleri laboratuarın yanına yakıştıramayan bilimsel (!) Mağribilere mal servis etmekten öte bir kıymet taşımayacak.
16 16/05/2008 01:19 - Ömür eylan yazmış: Kral mı çıplak III
Bu bölümleri bilim yuvası olmaktan ziyade ısrarla birer ideoloji mihrakı gibi görmeye çalışan etkili bir azınlık varken en azından mesele doğru tespit edilmek durumundadır. Tüm muadilleri gibi edebiyat bölümleri de lisans eğitimi verilen akademik birimlerdir. Havuz problemleri çözerek uçak mühendisliğine giren gençlerin kokpiti görebilmek için önce o havuzdan çıkmaları gerektiğini söylemeye bile gerek yokken, promosyon kitaplarla edebiyat sevgisi kazanmış gençlere Türkçenin fonetik yapısını belletmek...
17 16/05/2008 01:19 - Ömür Ceylan yazmış: Kral mı çıplak...II
Aruz ya da hece vezinlerinden şikayet eden öğrencinin modern şiir gurusu olduğuna hiç şahit olmadım! Gramer derslerinden sıkıldığını söyleyen öğrenciler arasında, dünyanın her hangi bir yerinde her hangi bir yabancı dille açlıktan ölmeden tek bir gün dahi geçirebilecek olanına rastlamadım! Dolayısıyla edebiyat bölümleri, gençlerin içerisindeki edebiyat heyecanını öldürüyor iddiasını çok acımasız bulurum.
18 16/05/2008 01:19 - Ömür Ceylan yazmış: Kral mı çıplak; o zaman Bağcıyı dövelim!
Namık Hocam bağışlasınlar ama ben bu yazıdaki fikirlerine katılamayacağım. Hoca kadar eski olmasa da yıllardır bu bölümlerde çalışıyorum. Pek çok meslektaşım gibi farklı şehirlerde, farklı üniversitelerde, farklı kültür katmanlarından gelmiş öğrencilere aynı müfredatı uygulamaya gayret ettim. Gördüm ki problem, müfredatın eksikliği ya da eskiliği değil; her geçen yılla birlikte gelen öğrencinin nitelik kaybına uğramasıdır.
19 16/05/2008 01:08 - aydın yazmış: türk dii ve edebiyatı öğretmeni
içinde bulunduğu çağın yakın zamanını yakalamayaya bir birey zamanın fırtınaları içinde alabora olur. kendi çağını anlamada başta edebiyatla olur. bu yüzden hocam sizin ifadenizle güncel edebiyat unutuuyor. "Güncel edebiyata ise hiç gelinmez; tam gelinecektir ki fakülte biter. Öğrenci de, edebiyatı hep geçmişte yapılan bir şey zannederek mezun olur gider." yazdıklarızda haklısınız.
20 15/05/2008 18:22 - Bahtişen K.(2) yazmış: sayın Hocam
Hele biz neyi nasıl anlatacağımızı biliyorsak problem yok demektir...Anlamı aktarabiliyorsak...Kafamızda oluşan bir sentezimiz varsa zaten mesele yok...Ama biz bilgimizde tereddüt sahibiysek onu bilemem...Saygıdeğer Hocam; Edebiyatı sevmeden edebiyat öğrt. olunmaz diye düşünüyorum...Ve bütün Hocalarımı saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum...
21 15/05/2008 18:22 - Mesut Koçak yazmış: Devam
Bölümlerin bütününü kapatmak yerine öğretimi iyi yapabilen üniversiteleri örnek almak ve öğretim elemanlarını daha nitelikli yetiştirmek bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Bugün bir İstanbul edebiyat, bir Marmara edebiyat, Atatürk edebiyat, Hacettepe ve Akara edebiyat bence gayet nitelikli öğrenciler yetiştiriyorlar. Ve inanıyorum ki öğrencilerin daha nitelikli seçilmesi sonucu edebiyat dünyasının bu bölümlerin elinde şekilleneceği düşüncesindeyim. İskender Palalar Fatih Andılar Nazan Bekiroğlular örnek
22 15/05/2008 18:22 - Mesut Koçak yazmış: Türk Dili ve Edebiyatı Mezunu Olarak
Hocam yazınızın çıkış noktasını beğenmekle birlikte bütün suçun sistemde ve hocalarda olmadığını düşünüyorum. Edebiyat bir zevk bir duyuş meselesi bence. Hukuk okuma imkanım varken severek isteyerek edebiyat bölümünü seçmiş birisi olar ve yüksek lisans dahil beş yılda tanıdığım arkadaşlardan yola çıkarak diyebilirim ki, bugün birçok öğrenci başka bölüme gidemediği için bir zorunluluk sonucu bu bölümleri seçiyor. Toplumda da edebiyatın öneminin kavranmayışı çok mühim bir eksiklik. Bölümlerin bütününün kapatı
23 15/05/2008 18:22 - Bahtişen K.(1) yazmış: Benim Hocalarım Harikaydı
Saygıdeğer Hocam; Yazdıklarınızda tamamıyle haksızsınız diyemiyorum...Ama çok ağır olmuş be Hocam...Ben lise öğretmeniyim...Çevremizde iki kelimeyi bir araya getiremeyenlerin sayısı oldukça fazla olmasına rağmen bilgisiyle , irfanıyle saygı duyulacak, eli öpülesi pek çok kişi var..Hele ben benim Hocalarıma hiç laf söyletmem...Edebiyatı sevmek demek bence parça parça değil bütünüyledir...Parçada takılırsak bütünün güzelliği ortaya çıkar mı...Anlamda yoğunlaşmadan farklı arayışlar içine girmek...
24 15/05/2008 15:29 - yokluk varlık yazmış: helâllik
ben de sizin söylediklerinize aynen katılıyorum. ağzınıza sağlık hocam. biz de bıktık ama biraz da ihtiyaç mı vardır nedir. neyse kapatalım hadi :)
25 15/05/2008 03:49 - mehmet kaplan yazmış: gizli gerçek
edebiyat adı altında tarih okutuluyor bu bölümlerde.iki yıl fuzuli dinlemekle geçer.lakin koskoca batı edebiyatı bir yıla sığdırılır.bravo!ekler ve kökler buradaki hocaların akademik bilgilerini sıcak tutmaktan öte bir işe yaramaz.istenen de başka bir şey değildir zaten.öğrencilerden en beklenen şey edepli olmaktır.müfredat taş devrinden kalırsa budur olacaklar.Boğaziçi üniversitesini eleştirirler eğitimi ingilizce diye.böyle daha mı iyi? .umarım gelecek öğrenciler için bişeyler değişir.
26 15/05/2008 03:49 - türk dili yazmış: ayrım
evet bu konuda size katılmakla beraber bir çözüm önerisi sunmak istiyorum. bence edebiyatla türk dili birbirinden ayrılmalı üniversite öğrencileri istedikleri alanlarda eğitim görmeli.hangi öğrencinin edebiyatı veya grameri seveceğini bilemeyiz. bu nedenlerden dolayı bu bölümü ikiye ayıralım bu sayede bölümü daha faydalı duruma getirmiş oluruz.ayrıca gramer derslerini verecek ve türkçeyi araştıracak kişiler de lazım bu ülkeye sadce yazar-şair-eleştimen değil bunuda unutmamak gerekir
27 15/05/2008 01:22 - Namık Açıkgöz yazmış: Deliyürek Mustafa yazılarımı "göz"ünle oku
Deliyürek, önceki yazım Fen_Edebiyatların kurulma şartlarının ortadan kaldırılmasıyla ilgili idi; bu yazım ise TDE bölümlerinin statiklikten kurtulmasına dair. Yazılarımı okurken, okuma organı olarak "göz"ünü ve "beyn"ini kullan lütfen.Bak o zaman daha iyi anlayacaksın. Yorum yazarken cümlelerin sağlam olsun; yoksa cehaletin ortaya çıkar. Bir de yorumlarında sabit-kadem ol; Günebakan gibi bir oraya bir buraya dönme.
28 15/05/2008 01:22 - Derviş Yollu yazmış: O İŞ SENİN BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL
Özdemir İnce´nin o yazısından sonra bizatihi benim hocam Özdemir İnce´nin haramzade çocuğu olduğunu söylemiş ve üsttelik PİÇ sıfatını da kullanmıştır.. Ama genel manada haklısınız ne diyeyim...
29 14/05/2008 21:40 - mehmet mustafa deli yurek yazmış: edebıyatmıs
ya daha dun demıyormuydunuz ılk once edebıyat fakultesı acılmalı umnıversıte aclırken dıye.bır bırakın da bu seferde ılk olaraka egıtım acılsın bakalım ne olacak sayık kapalıgöz.velevkıacılan edebıyat bolumlerının işe yaramadığını sız soyluyorsunuz.demek ıstedıgınız gayet ıyı anlıyorum.fakat ben de edebıyat bolumundeyım şevkımı kırdılar.yok uygurca yok kokturkçe yok ne anlatmak ıstemıs ya bırakında bıraz bu mıllet ne anlatıyor diye bakın.(bu da başka bir açıdan tabi)
30 14/05/2008 21:40 - M.ALİ BAZ yazmış: EDEBİYAT
Yazınızı okuyunca Türkçe Bölümü´nde Yeni Türk Edebiyatı dersinde hocamıza bu şekilde kronolojik bir ders işleyeceğimize örneğin Ece Ayhan´ın şiirini alıp incelesek daha iyi olmaz mıdediğimde "eleştiriye çook açık" olduğunu söyleyen hocamızın tepkisini hatırladım.Sonuna kadar katılıyorum hocam,bütün fakültülerde ders işleme yöntemleri ve dile,edebiyata bakış açıları değişmelidir.
31 14/05/2008 18:59 - Bayram Ali Kaya yazmış: Öz Eleştiri Zamanı
Değerli hocam esasen hayli geç kalınmış bir meseleye parmak basmış olmanızdan ötürü şahsım adına teşekkür ederim. Esasen birçoğumuzun şikayetçi olduğu bu husus sizin aracılığınızla, bölüm koridorlarında sızlanmadan öteye geçmiş ve artık kralın çıplak olduğu net bir şekilde dile getirilmiştir. Üstelik nelerin ne şekilde öğretileceği, önemli olmakla birlikte, meselenin sadece bir boyutudur. Hastalığı teşhisin ardından tedavi yollarına ilşkin çözüm önerilerinizi de bekleriz. Selam ile.
32 14/05/2008 14:29 - egemenyarkın yazmış: Ağzınıza sağlık hocam!
Yıllar yılı bunu bir edebiyat hocasının itiraf etmesini bekliyerek geçirdim.ben de bir edebiyatzedeyim.ben de birbir heyecanla girdiğimböyle bir bölümde okudum. hayalimde iyi bir yazar ya da şair olmak vardı.maalesef hiç bir kimse bu bölümlerden aslında hiç bir şey olunmayacağını öğretmedi. meğer öğrenci kendi gayretleriyle en fazla bilgi aktarıcılığı yapan kısır bir dünyanın içine sıkışmış kendini yenileyemeyen bir öğretmen oluyormuş.O da kendi gayretiyle...Bu bölümler ne yazık ki kendilerini aşamadılar..
33 14/05/2008 14:29 - egemen yarkın yazmış: Bu bölümler artık kendini silkelesin...
Dünya değişiyor,bu bölümler yerinde sayıyor.Bazı hocalar hala bilgi aktaracılığını savunuyorlar.Çünkü aksi ezberlerini bozuyor.çünkü aksini düşünmek onlara iş çıkarır okumak kendilerini yenilemek zorunda kalırlar.Ama şu da dikkatten kaçmamalı bu bölümlerdeki hocaların %80 ni böyldr.Ancak %20 de olsa bunun sancısını çeken bu konuda bir şeyler yapmaya çalışan hocalar da var.Yazdıklarından anlaşılıyor ki Sayın Namık Açıkgöz de bu hocalardan biri. benim gibi düşünen herkes adına kendisine şükranlarımı iletiyorm
34 14/05/2008 14:28 - ali yazmış: alli
hocam kısacası duygularımaza tercüman oldunuz .binbir zametle okulu bitiriyoruz ama iş bulamıyoruz.
GAZETE YAZARLARI
Ali Bulaç
Zaman
İki manzara
Ali Bayramoğlu
Yeni Şafak
Bir gün utanacaksınız
Ertuğrul Özkök
Hürriyet
Zenci, elit, baron ve istilacı
Nazlı Ilıcak
Sabah
İki tez çarpışıyor
İsmet Berkan
Radikal
Bu eziyete gerek var mı?
Taha Akyol
Milliyet
Kaba benzetmeler
Mahir Kaynak
Star
Teorisiz pratik
Mehmet Altan
Star
Dağbaşı
Emre Aköz
Sabah
Tasfiye niye gerekli?
Kürşat Bumin
Yeni Şafak
Neler oluyor?
A. Turan Alkan
Zaman
Dikkatsizlik utandırır
Perihan Mağden
Radikal
Ordu Kışlaya
Şahin Alpay
Zaman
Ankara, Ankara'ya karşı
Haluk Şahin
Radikal
CHP'nin heba ettiği fırsat