


Bugün “kafası kesilen (koparılan) horoz kompleksi” diye bir yazı yazacaktım. Böylece literatüre bir kavramlık katkıda bulunacaktım. Gene de bulunacağım, vazgeçmiş filan değilim. Sadece birkaç gün bekleyeceksiniz, o kadar. Benim gündemim de “gündemini sevdiğimin Türkiye’si” kadar olmasa da hızlı değişiyor. Hadi biz de başbakanımıza uyarak futbol literatürünü kullanalım; top o kadar güzel geliyor ki, röveşatayı yapıştırmazsam içim rahat etmiyor. Üstelik de altı pasın içinde. Sizin anlayacağınız Beşiktaş’ın emekli topçusu Recep bile atar. Recep deyip geçmeyelim hemen, onun Millî maçta kendi kalemize attığı golü hatırlayanlar vardır. Rakip kaleye bugüne kadar hiçbir Türk golcünün atamadığı güzellikte bir gol idi efendim. Ama neylesin, orta güzeldi. Şair Eşref’i nasıl hatırlamayayım ben şimdi…
Eylemem ölsem de kizb-i ihtiyar
Doğruyu söyler gezer bir şairim
Bir güzel mazmun bulunca Eşrefâ
Kendimi hicveylemezsem kâfirim
Şair, hadi futbolcu diliyle söyleyelim; güzel bir orta gelirse kendi kaleme bile röveşata ile gol atmazsam kâfirim diyor.
Ama şükür ki benim voleyi yapıştıracağım yahut da röveşatayı koyacağım top, rakip ceza sahasının içine, yukarıda söyledim işte, altı pasın oralara bir yere doğru süzüle süzüle gelen cinsten.
Laf uzayacak belli oldu.
Efendim benim suretimin hemen yukarısında suretini gördüğünüz, hani şu elini çenesine koymuş, kendi fem-i mübareklerinden dökülen tabir ile dişi ağrımış gibi duran yazar var ya… Bendenizin hocasıdır çok eskiden beri. Muğla’da beraber devran sürmüşlüğümüz vardır. İşte meseleye girmeye başladık.
O zamanlar, yani bundan on yıl kadar önce ülke gündemine yeni yeni giren bir kavram vardı; tepki toplumu. Tepki toplumu demek, çağdaş, demokratik, ileri toplum demekti. Gördüğünüz herhangi bir başıbozukluğa, düzensizliğe anında isyan etmek. Durumu gerekli mercilere iletmek filan tepki toplumunun özellikleri. Bendeniz de demokratik olayım, çağdaş olayım diye değil de, kafada hafif problem olduğundan gördüğüm her düzensizliğe anında tepki verir, bağırır çağırırdım. Gençtim o zaman genç. Şimdi uzun uzun telekomcuların motoryağı kutularına beton döküp nasıl “park edilmez” levhaları diktiklerini, benim görüntü kirliliği oluyor diye nasıl kavga ettiğimi, trafik şubeyi nasıl ayağa kaldırdığımı anlatacak değilim.
Efendim, taşrada haberleşme belediyenin sokak başlarına astığı hoparlörler vasıtasıyla yapılır malumunuz. Bu hoparlörlerden biri de koca bir ağız gibi açılmış şekilde yaşadığım evin tam da oturma salonuna dönük bir hâlde duruyordu. Artık akşam saat sekizden sonra okeye dördüncü arayan belediye çalışanının arkadaşını; “Acele belediyeye!” şeklindeki ilanını mı, kurbanlık koyununu yitirip, bulanların acele bilmem nereye getirmesini isteyeni mi, (bulanın önce koyuna sorması gerekecek tabi; “Kurbanlık mısın?” diye. Koyun onaylarsa tut boynundan götür.) pazar yerine bilmem hangi köyden taze domates getirenini mi ararsınız, envai çeşit ilan akşam sabah hoparlörden fırlayıp bizim evin ortasına düşüyor. Muğla spor marşını hâlâ ezbere biliyor olmamı bu hoparlöre borçluyum. Bendeniz de oturup şiir okuyor yahut da yazıyor. Keyfe bak! Neyse efendim, birkaç kere belediyeyi aradım; dil döktüm, sosyal demokrat ayağına yatıp başladım anlatmaya. Çağdaş bir vatandaş olduğumu, belediyemize bu tür çağdışı iletişim araçlarını yakıştıramadığımı filan söyledim. I ıh! Kimse tınmadı.
Sonunda bu da oldu. Belediye hoparlöründen iki buçuk yaşında bir muhabbet kuşunun kaybedildiğini haber veren, bulanların bilmem kaç nolu telefonu aramasını Allah rızası için rica eden bir ilanı da dinledim. İşte o ilan benim patlamamın resmi oldu. Açtım telefonu, belediyenin halkla ilişkilerine ağzıma geleni saydım. Ulan dedim, hadi kuşun kaybolduğunu söylüyorsunuz, yaşını niye söylersiniz yahu? Kuşa mı soracağız kaç yaşındasın diye?
Tabii bunu Süleyman abime anlattım. Tepki toplumunun ilk üyelerinden kendileri. Durakta durmayan belediye otobüsünü taksiyle takip edip şoförden taksi parasını alan arkadaş. Süleyman abi de bir toplantı esnasında tuttu benim belediyeyle dalaşmamı bir bir, biraz da ballandırarak anlattı. Herkes gülüyor ama Nâmık Hoca ciddi ciddi bu ilanın ne zaman verildiğini soruyordu. Önce bunu gerçekten sorup sormadığından emin olamadım ama ısrar edince; altı ay kadar önceydi dedim.
Ne mi dedi?
O kuş bende…
Tabii yeni neslin tabiriyle söyleyeyim; koptum…
Yahu hocam bu bir hikâye olupduruu…
Dün bir mail aldım. Mailde bir duvar ustasının başından geçen inanılmaz bir olay anlatılıyor:
KİPTAŞ'ın Genel Müdür Yardımcısı Emin Batur'a, şantiyelerden birinde meydana gelen bir kaza sonunda kazaya maruz kalan duvarcı ustasının yazdığı tutanak:
İş kazası tutanağına planlama hatası diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek, ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz. Şu anda hastanede yatmama neden olaylar aynen aşağıda anlattığım gibi olmuştur: Bildiğiniz gibi ben bir duvarcı ustasıyım. İnşaatın 6. katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı, yaklaşık
Maili okuyup eşe dosta yönlendirmemden kısa süre sonra yeni bir mail aldım. Maili Halil Açıkgöz yazmıştı. Nâmık Hoca’nın abisi, benim de hocam… Aynen aktarıyorum:
Sevgili Bahtiyar Merhaba
O duvarcı ustasının bu ifadeyi verdiği şahıs bizim Emin Batur. Yani dördüncü katın sahibi..
Kafası kesilen (koparılan) horoz kompleksini neden yazmadığımı yeterince izah ediyor mu bu? Ne dersiniz?
| 1 | 19/07/2008 17:07 - zehra öztürk yazmış: :)))) |
|
kendinden sıkılmayan başı kesilesi horozların kompleksinde.. zamana duyarlı hocasının simetriği duruşunuzla hoş olmanın ötesinde keyifle-nf hoca duymasın- okuduğumuz yazılarınıza teşekkürler
|
|
| 2 | 04/07/2008 06:00 - nazan tokuç yazmış: bnm gibi |
|
gerçekten olayları bu kadar derinden ve mantıklı incalemeniz beni çook etkiledi ben daha 17 yaşındayım ama sizin anlatmak istediinzi eminim anlamya çalışanlara anlata bilirim:) tebrikler ...
|
|
| 3 | 03/07/2008 21:30 - Süleyman KELEMCİ yazmış: Rüya mı bu? |
|
Bu rüyanın üzerine su içmek lazım.
|
|
| 4 | 24/06/2008 15:55 - MİNE yazmış: HARİKA |
|
HAYATIMDA OKUDUĞUM EN KOMİK YAZI.TEŞEKKÜR EDERİM BAHTİYAR BEY.ELİNİZE SAĞLIK.HERKESE MAİL ATTIM OKUDUKTAN SONRA.LAZ OSMAN HAYATTAMI ACABA.
|
|
| 5 | 23/06/2008 21:30 - ALİ yazmış: LAZ OSMAN |
|
LAZ OSMAN IN FİLMİNİ YAPMAK LAZIM
|
|
| 6 | 23/06/2008 13:19 - Çağrı Alper yazmış: Balık ilanı duyulmaz oldu |
|
Senden mi kaynaklandı, Bahtiyar bilemem ama artık pazara taze gelen balık ilanını hoparlörden duyamaz olduk. Kendine has iletişim kanalı olan bir taşra kentidir Muğla. Bir haberi arkadaşınıza iletmek için telefona ihtiyacınız yoktur. Kulaktan kulağa, ağızdan ağıza bir saatte bütün kenti dolaşır dedikodularınız.
|
|
| 7 | 23/06/2008 03:44 - Namık Açıkgöz yazmış: Muğla'da hoparlör konusu |
|
Eski belediye başkanı Erman bey anlattı:Bir hemşehrisi gelip "Bizim sokakta hoparlör yok. Şehrimizde olup biteni duymuyoruz." diyor.O sırada gelen bi başkası da hoparlörün sesinden rahatsız olduğunu söylüyor ve kaldırılmasını istiyor.Erman bey de, "Aranızda anlaşın, sorunu çözün, bana bildirin" diyor.
Ne tatlıdır şu Anadolu şehirleri!...Hayatın her sahnesi hikaye gibi yaşanır.
|