


Zehiri tastan bir dikişte içtim. Gece bir. Tutkudan sıyıran, çektiğim kahır.
Yeni kelimeler, yeni hikâyeler. En yeni buyruk beni bu daracık dünyaya tıkmaya kararlı, çekip gitti. Bu dert denizinde, Tanrım bana bir gemi. Ve gemide bir lombara, krallığım!
Yeni kelimeler, yeni hikâyeler. Bir yerine seni de kondurduğum içime derinleşen yazılar.
Baktım da, urbalarım aynı hep. Ve başım hâlâ dik. Önümde ciltler dolusu bir kuyu serilmiş. Kuyu ki, başlıbaşına hüzün menbaı…
Fakat direniyorum.
Duyun isterim!
Ey soluduğum hava, içtiğim su, uzandığım toprak, katlandığım yaşantılar, seyreldiğim çizgi, gerilediğim sınır, ayıkdığım seher, dolandığım civâr, sığındığım kuytu, saklandığım sükût, dellendiğim heves, hızlandığım damar, yollandığım menzil, kullandığım zemîn, sallandığım urgan, dolandığım çeper, yaslandığım gövde, seslendiğim kelâm, eklendiğim hüküm, sallandığım rüzgâr, aklandığım ilâm, yıllandığım meclîs, dillendiğim dernek, kurulduğum hars, durulduğum girdap, hırslandığım kusur, bağlandığım milât, sözlendiğim ölüm, bakındığım çehre, duyun!
Bir yandan gidiş gelişler, bir yanda burada duruşum. Çarkın üzerinde, o döndükçe incele biçimlene iki mâhir elin dokunuşlarına teslim olmuş bir topak çamurum ben. Daldığı derinde kendi hâline tesadüf etmekle burulan, ağlamaklı olan…
Fakat direniyorum.
Duyun isterim!
Ey giyindiğim hâlim, süzüldüğüm yağmur, sıyrıldığım belâ, yanıldığım seçim, atlattığım varta, darıldığım içim, geçindiğim hizâ, söylendiğim akış, yıkandığım ırmak, sıvandığım müşkül, kuşandığım nizam, sarındığım mısra, büründüğüm sayha, sırlandığım ayna, korunduğum hüzün, salındığım akın, alındığım mevkî, tükendiğim rakam, geçindiğim hitap, dinlendiğim yöre, kırıldığım yağma, yerindiğim tutku, arandığım derman, dönendiğim gece, sorulduğum dost, duyun!
Çarşılarda huzur yok. Perdeler erkenden çekiliyor. Her yüz birer kalkan. Bakışlar, kılıçtan da keskin.
Ruhu dingin salınışlarla besleyen vakitler nicedir uzakta bizden. İlmekleri şen söyleyişlerden bir yaygı değil yeryüzü. Ayaklarımız altında öyle gergin ve kanlı bir avuç cehennem toprağı. Cezâya ayarlı gökyüzü kılıfımız.
Fakat direniyorum.
Duyun isterim!
Ey sarıldığım çağ, vurunduğum boya, yekindiren yük, yarıldığım kılıç, ilendiğim zorba, ulandığım semâ, bulandığım toz, sevindiğim muştu, gönendiğim haber, kesildiğim söz, sokulduğum kucak, okunduğum giz, karıldığım çamur, dirildiğim akşam, yorulduğum gece, kazandığım şöhret, devrildiğim gölge, savrulduğum yön, tanındığım nârâ, karardığım ten, arandığım fırsat, derildiğim tutam, sorulduğum sebep, siz de duyun!
Talihtir, döner.
Alevdir, söner.
Sancıdır, geçer.
Yürek kuştur, uçar.
Ruh bir eldir, saçar.
Bilirim ki, gün tâze havadislere gebedir. Keder, onarır iyileri!
Bilirim ki, çarmıhtan korkan, İsâ olası değil!
| 1 | 10/07/2008 18:30 - FATMA SOLAK yazmış: elinize kaleminize saglik |
|
uzun zaman oldu bu kadar lirik ve bir o kadar da icten bir yazi okumayali yureginize de saglik..
|