Haftanın Anketi
Piyasalar
Döviz
Alış
Satış
Dolar :
1.1865
1.1922
Euro :
1.7635
1.7538
Gazete 1. Sayfaları
Hava Durumu
İsmail Orhan Sönmez
04 / 07 / 2008 08:43

Son olaylarla anladık ki, Türkiye'de kendini devletin sahibi addeden insanlar hayal ve hedeflerinde çizgiyi aşmışlar ve ulusun kaderiyle oynayacak denli bir cüret ve cesaretle devleti yeniden yapılandırma planları yapmışlar; bunun için terör, psikolojik harp, propaganda gibi birçok tehlikeli aracı gerektiğinde kendi saflarında, daha çok infial uyandırmak için kendi yandaşlarına karşı bile kullanmışlar. Yapılan operasyonların bu örgütün tamamını etkisiz kılabilecek denli ilerleyebileceğini sanmıyorum. Çünkü aslında Türkiye'de vuku bulan bizatihi devletin en hayati organlarının, yaşam refleksini  tetiklemesi gereken kurumlarının hastalanması olayının ta kendisidir.

Türkiye’de II. Dünya Savaşı ertesi, yeni dünyanın siyasal konjonktürüne uygun olarak kurulan olası bir Sovyet işgaline karşı NATO gözetim, eğitim ve rehberliğinde tasarımlanan Özel Harp Dairesi, kendisini, ileride tarihin bize daha detaylıca anlatacağı yeni bir biçimde yeniden formüle etmiştir. Diğer NATO ülkelerinde kolay tasfiye edilen örgüt, bizde bazı milli karakteristiklerimizden dolayı resmi olarak tasfiye olsa bile kendini farklı bir misyon ve ilahi bir vazife ile yeniden tanımlamış görünüyor. 1980 dönemi ve öncesinde ülkücü kesimden kimseler kullanılarak örgütlenen paramiliter gruplar ve yereldeki gerilla direniş ağı ve onun gizli vazifeli uzantısı yerel mafya ordunun yeni düşman tanımlamasıyla birlikte personelini daha farklı kesimlerden seçmiş gözüküyor. Kendilerine vatansever cephe, Kuvvai Milliyeciler, ulusalcılar denilen bu grup, yeni düşmanı ABD ve irtica olarak tanımladığı için, mensuplarını, 80 sonrası bir çoğu sofulaşan ve çeşitli cemaat ve tarikatlere kayan ülkücülerden değil de, Kemalizmin ilke ve devrimlerini yarı dinsel bir kararlılıkla sahiplenmiş (gözüken), hızını alamamış eski solculardan-Maoculardan ve şu an ne idüğü belirsiz bir takım adamlardan devşirmiştir.

Tam olarak tanımlanamayan ve ülkede halkın eğilimleriyle örtüşmeyen bir ideolojik zemine oturtulan bu yeni derin devlet, yukarıda bahsettiğim devletin yaşam reflekslerindeki aksamanın esas nedeni. Daha doğru dürüst tanımı yapılmış olmayan, merhum Atilla İlhan'ın fikir babalığını yaptığı ve ideolojisini çizemeden öldüğü devletin bu yeni ruh haritası, mimarlarının ülkenin gerçeklerinden uzak jakoben eğilimleri dolayısıyla spastik doğan bir ideoloji bebeği olarak koca bir ülkeyi tarihin sonuna getirebilecek kadar tehlikeli.

Mustafa Kemal'e atfedilen bir takım siyasal ve düşünsel tavrın üzerine bina edilen bu ulusalcı ideoloji, I. Dünya Savaşı sonunda yapılan Kurtuluş Savaşını padişaha ve emperyalizme karşı yapılmış, Rus ve Çin devrimleriyle aynı çizgide bir devrim olarak görür. İddialar odur ki, halk padişahı devirmek için savaşmış ve emperyalizme karşı topluca ayağa kalkmıştır. Bu çabalar esnasında bize en çok yardımı kadim dostumuz(!) Rusya yapmış ve bizi cömertçe silah, para ve diplomasiyle desteklemiştir. Hep beraber el ele İngiliz emperyalizmini ve 600 senelik sömürücü gerici aşağılık saltanat rejimini yıktığımız Rusya, emperyalizm karşıtı cephenin ilham veren büyük ağabeyidir.

Yine bu kesimlere göre, Türk Kurtuluş Savaşı emperyalizmi alaşağı eden elitlerin önderliğinde yapılan bir köylü kalkışmasıdır. Bu yüzden bizim bu gün ABD ve Atlantik bloğuna karşı Rusya ve Çin ile yapacağımız ittifak, Atatürk'ün de yapmak istediğidir. Bu hareketin bu gün ideologluğunu yapan Perinçek ve ekibinin önderlik ettiği yayınlarda bol bol Lenin ve Mao resimleri, Çin ve Rus devrimlerinden görüntüler hatta Aydınlık dergisinin Avrupa şampiyonasına denk gelen sayılarında, “Rusya-Türkiye el ele, iki Asyalı yarı finale” tarzında komiklikler bulmak mümkündür. Tabi burada Sovyet Rusya, devrimin Rusya'ya özgü ve hiç de romantik olmayan dinamikleri, Sovyetlerin "Novaya Rusya"ya dönüşümü hep atlanır.

Perinçek’ler ailecek eski alışkanlıklarla Rusya ve Çin simgelerini her fırsatta dile getirirler. Yeni Ergenekon’un kurucuları eski Marksist-Leninist ve Maoist olduğundan ve eylem adamları da toptan jakoben ve bürokrat asker elitten geldiğinden, tarih okumaları da 1920’lerde Avrupa’daki sokaklarında boy gösteren sarhoş devrimcilerin lanetlemeleri ve yüceltmeleri sığlığındadır ve onlar bu ülkenin kurucu dinamiklerini ve millete Kurtuluş Savaşı vermeyi ilham eden güçleri algılayamazlar. İşin acı tarafı bu kadrolar,  köksüz ve marazlı düşünceleri ekseninde Türkiye Cumhuriyeti Devletini yeniden dönüştürmeye teşebbüs etmişlerdir ve ülkenin savunma refleksini de bu anlayış üzerine kurmaya çalışmaktadırlar.

Artık yereldeki paramiliter örgütlenme kendilerine göre irticadan uzak, laik, Atatürkçü, ulusçu ve Kemalistlerden seçilmektedir. İslamcılar, başörtülüler, tarikat mensupları, müslümanlığı yaşamaya çalışanlar bu ülkenin sahibi olabilecek, bu göreve davet edilecek düzeyde değildir. Ama İstiklal Savaşı yapılalı 90 sene olmuştur.

Bu ülkede Kurtuluş Savaşını kimler, hangi gerekçeyle yapmıştır? Tarık Buğra'nın Küçük Ağa romanını okumanızı, okumayı sevmeyenlerin 8 bölümlük muhteşem dizisini seyretmenizi öneririm.

Yakın tarihten yakinen bildiğimiz şudur ki, Türk milleti Kurtuluş Savaşını önce kendi mal, can ve namuslarını korumak, daha sonra da saltanat ve hilafeti kurtarmak amacıyla yapmışlardır. Kurtuluş Savaşı denilen tarihî olay, I. Dünya Savaşı’nda mağlup olunması halinde ülkeyi işgalden korumak için Osmanlı İstihbaratının ve askeri kadrolarının elde tutuğu B planıdır. Kurtuluş Savaşı, romantik bir "çılgınlıkla" yapılmamıştır. Bu gün ordunun nasıl özel harp planı var ise, o zaman daha da esaslısı vardı. Mustafa Kemal de Lenin ve Mao gibi bir devrimci değil, yenilen imparatorluğun B planını uygulamaya koymak için görevlendirilen bir memurdu.

Halkı örgütlerken kullanılan değerler, vatan, namus, din, iman, sancak vs olmuştur. Bu değerler, özel harbin propagandasının ana malzemeleri olmuş ve maya tutmuştur. O günkü durumda, İstanbul'un işgaliyle Saltanat fiilen zaten son bulmuş ve yeni bir devlet kurma gereği doğmuştur. Bu gün aynı savaşı yeniden yapmak gerekli olsa insanları motive etmek ancak vatan, namus, bayrak, iman fikirleriyle olacaktır. Farklı sloganlarla şehirlerde bile çok az kimsenin hareket etiğini bugünün Ergenekoncularının kaz kafalı provakatörleri iyi bilir. Muhatabına kısa yoldan söyleyeyim,  bu gün meydanlarda milleti galeyana getirmek için söylediğiniz o hamam tellağı fikirlerinizle olası bir harp sırasında köylerde falan kurtuluş mücadelesi örgütlemeye kalkarsanız, millet kılını kıpırdatmaz. İnsanlarımızı tanımıyorsunuz. Onlardan uzak yaşamış, tarihi de çok sığ okumuşsunuz. Bu gün yeni bir Kurtuluş Savaşı lazım gelse, insanları savaşa çağırmak için Cuma Hutbesinden daha uygun bir hitap yeri yoktur. Ne diyeceksiniz Cuma Hutbesinden düşündünüz mü? Bu ülkede şehirlerin belki façası değişmiştir, ama halk kırsalda hala aynı halktır ve sizin dilinizden anlamaz.  Bu günün derin devletini temsil eden amcalarımız, dayılarımız her kim iseler böyle rakı masasında tezgahlanan siyah beyaz resimler, rozetler, bayraklar ve içi boş sloganlar üzerine bir devlet ruhu inşa etmeye, savunma refleksimizi ona indirgemeye kalkmasınlar. Şu an yapmakta olduğunuz yanlıştır. Bu ülkeyi ilk savaşta, ilk işgalde terk edecek adamların, gerçek kurşun ve bomba seslerini duyduğunda nerede olduğunu unutacak, birkaç ağızdan doldurma üniversite gencinin gayrı samimi, neyi savunduğunu bile bilemeyecek kadar aciz iradeli ve cılız kişilikli ile savunma refleksi kurulmaz.

 Bu arada, şu emperyalizme karşı Rusya ile birlikte savaş martavallarına da bir kaç şey söylemek istiyorum. (Bu arada bu konuları nereden yakaladığımı merak edenler, Ergenekon grubunun hazırlamış olduğu 11 CD’lik “Gizlenen Atatürk” belgeselini izlemek için kendilerini zorlayabilirler. Belgeseli pek saygıdeğer, yeni devlet inşa edici beyin takımı, merhum Atilla İlhan, Hıfzı Topuz, Orhan Koloğlu, İsmet Görgülü, Tanju Erdem, Nejat Eslen, pek muhterem sayın Kemal Alemdaroğlu, Sina Akşin, Alparslan Işıklı, Abdülhaluk Çay, Doğu Perinçek, Ertuğrul Kazancı, Mahmut Yılbaş, Nüzhet Kandemir, M. Bedri Gültekin, Arslan Kılıç hazırlamışlar. Bir de geçen Mehmet Perinçek’in bir dergide yayınlanan, “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türk-Sovyet İlişkileri” adlı makalesi de sıkıcı bir rus şakşakçılığı içeriyor. Öyle de bilim olmaz ki canım!).

Sık sık Rusya'nın emperyalizme karşı mücadelesinden dem vuran bayat martavallarınız, Bolşevik Rusya’nın Orta Asya Türklüğünü kökünden sarsan sömürücü işgalini, Stalin’in zulümlerini neden anlatmıyor. Rusya, Asya’da işgalci değil miydi? Neden Doğu Türkistan’da yapılan Çin işkencelerini görmezden geliyorsunuz? Yoksa bize layık gördüğünüz yer de, Rusya ve Çinin koynunda bir Tataristan özgürlüğü, bir Doğu Türkistan adil(!) bölüşümü mü ?

Ülkenin geleceğini birçok açılardan aydınlık görmüyorum. Bu konularda yazmaya devam edeceğim. Ancak paramiliter savunma konseptinin üzerine inşa edildiği fikirleri ve bu gün ulusalcı kesilen adamları ve onları adam yerine koyanları gördükçe, bizi hiç de iyi günlerin beklediğini düşünüyorum.

Yazımı sonlandırırken bir de ufak beyin alıştırması yapmak istiyorum. II. Dünya savaşından sonra CIA tarafından yapılandırılan ve örgütlenen Türk İstihbaratı ve Özel Harp Dairesi’nin ve unsurlarının  ERGENEKON'u, Türkiye'yi her defasında Amerika’nın güdümüne sokan darbeleri, faili meçhulleri, sansasyonel olayları tezgahlamış, bizi bu gün iç ve dış politikada Amerika’nın kollarına teslim etmiştir. O zamanlar bizim için tehdit olmadığını bu gün daha iyi anladığımız ve ülkemizdeki birçok ağır sanayi tesisini borçlu olduğumuz Sovyet Rusya'ya her yaklaşmamızda darbeler yaratan ve ülkemize bu şekilde yön veren ve ciddi olarak hiç olmadığını 80 sonrası iyi anladığımız komünizm tehdidiyle aklına her eseni yapan ve Amerikalıları yatak odamıza kadar sokan ERGENEKON,  bugün gerçekten ulusalcı mı olmuştur, yoksa Türkiye’yi Amerika’nın son vuruşu için hazır hale getirecek savunma dinamiklerini zayıflatarak, iç savaş ortamı yaratarak (Türk Solu dergisinin ırkçı ve Kürtlere karşı silahlı eylemi bile savunabilecek hale gelen yayınlarını ve bu meyanda faaliyet gösteren bir çok internet sitesini hatırlayınız), orduda belli bir mezhebe dayalı kadrolaşmayı teşvik ederek, PKK’yı kurdurarak hem kendi gerekliliğini güvence altına alarak, hem bölünmenin taraflarını son 20 senede şekillendirerek, hem kendisi için finans kapital kaynakları yaratarak Amerika'nın Ortadoğu’da uzun dönemde tek gerçek engel olarak gördüğü Türkiye’nin bertaraf edilmesi stratejisine mi hizmet etmektedir?

Ülkeyi fiilen doğu-batı olarak tek bir siyasi partide temsil imkanı veren AKP’nin devrilmesi, ırkçı-ulusçu söylemler, yeni derin devletten dışlanan milliyetçi dindar halk, Rusya'ya kaynağı belirsiz duyulan güven, ülkeyi tamamen fiili bir iç savaş durumuna sokabilecek darbe olasılığı Ortadoğu’da yeniden şekillendirilecek bir haritaya ve Türkiye’nin bir kaç parçaya bölündüğü ya da senelerce sürecek bir iç savaş içinde bırakılacağı bir küçük Türkiye'ye mi hizmet etmektedir. Yani ERGENEKON, hâlâ yukarıdan Amerika'nın güdümünde olabilir mi?

YAZARLARIMIZ
Prof. Dr. Namık Açıkgöz

LAİKLİĞİN sembolü rakı mı?
Bahtiyar Aslan

Kimlik kartı
Taceddin Kayaoğlu

DAĞLICA'dan İstinye'ye
GAZETE YAZARLARI
Ahmet Kekeç
Star
Ergenekoncu James Bond
Fehmi Koru
Yeni Şafak
Alevilik sorunu çözülebilir
Engin Ardıç
Sabah
Patetik
Nazlı Ilıcak
Sabah
Kayıp trilyon davası
Nuray Mert
Radikal
Kafkasya krizi ve Türkiye
İsmet Berkan
Radikal
Kafkasya Platformu
Mehmet Altan
Star
'Ayılara karşı AB'
Hasan Celal Güzel
Radikal
Erbakan'ın affı ve haksız polemik
Tamer Korkmaz
Yeni Şafak
"Fak-Fuk-Fon ya da kısaca JİTEM!"
Perihan Mağden
Radikal
Bebeğe kitap okumak
Akif Emre
Yeni Şafak
Afrika bizim neyimiz olur?
Serdar Akinan
Akşam
Müşerref gitti? Gelen ne?
Mustafa Erdoğan
Star
Üniversite enflasyonu mu?