


AKP, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı sözlü savunmada Nazım Hikmet örneğini verdi.
FP Savunmasında: Bu sebeple, demokratik toplumlar, alıngan toplumlar değildir. Hava bulutludan “vay bana niye ördek dedin”e giden, paslanmış mantık zinciri yoktur; bir halk deyişiyle, “leblebiden nem kapmak” da yoktur.
AKP Savunması: Demokratik toplumlar alıngan da değildir. Hava bulutlu iken “vay bana niye ördek dedin” e giden çarpık bir mantık zinciri yoktur. Bir halk değimiyle “leblebiden nem kapmak” da yoktur.
FP Savunmasında: Şimdi, işin açıkçası, açılan bu davadan sonra şahsen bir siyaset adamı olarak konuşmakta zorlanıyorum, ben şahsen zorlanıyorum. Neden; acaba neyi söylersem Sayın Başsavcı dava konusu yapacak ya da bu konuşmayı alıp Yüksek Mahkemenin önüne delil olarak getirecek diye.
AKP Savunması: Bu ve benzeri davalarda şahsen konuşmakta zorlanıyorum. Neden? Çünkü neyi söylersem acaba iddia makamı, bunu dava konusu yapacak diye endişeleniyorum. İşin bir de bu yanı var.”
FP Savunmasında: Toplumdaki çeşitlilik unsurlarını, kurumsal ve siyasal hayattan tasfiye etmek, böyle bir çaba içinde olmak, demokrasi için bir tuzaktır, biz böyle düşünüyoruz; çünkü, bu yol, demokrasiyi kendi temel öncüllerinden uzaklaştırır ve tam karşıtı olan istemediğimiz rejimlerin ya da sakat anlayışların kucağına iter. O sebeple, günümüzün demokrasi anlayışında çoğulculuk ve çeşitlilik esastır. Politik ya da konjonktürel saiklerle toplumsal gerçekliği reddetmenin pratikte bir faydası yoktur.
AKP Savunması: Toplumdaki çeşitlilik unsurlarını, kurumsal ve siyasal hayattan tasfiye etmek, böyle bir çaba içinde olmak, demokrasi için bir tuzaktır. Çünkü bu yol demokrasiyi kendi öncüllerinden uzaklaştırır ve tam karşıtı olan istemediğimiz rejimlerin ya da sakat anlayışların kucağına iter. Bu sebeple günümüzün demokrasi anlayışında çoğulculuk ve çeşitlilik esastır. Politik ya da konjoktürel saiklerle toplumsal gerçeği reddetmenin pratikte bir faydası olmamıştır.
FP Savunmasında: Dolayısıyla, burada söylemek istediğim şey şu: Eğer, bir toplumda dengeler yerli yerine oturmadıysa, toplumda sağlıklı bir sosyal yapı, bir ekonomik yapı, bir istikrarlı siyasi hayat söz konusu olmadığı takdirde, bu neviden dönüşler, bu neviden, o taraftan bu tarafa, bu taraftan o tarafa kıymet hükümlerinde çok ciddi değişiklikler olmaktadır.
AKP Savunmasında: Dolayısıyla burada söylemek istediğim şey şu...”
Cemil Çiçek savunmasında bir dönem Nazım Hikmet’e karşı olanların daha sonra onun şiirlerini okuduklarını anımsattı. Çiçek, mahkemeye “Kararınızla hükümet değişir” uyarısı da yaptı
AKP, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı sözlü savunmada, “Kararınızla hükümeti düşüreceksiniz” diye “uyarıda” bulundu. İktidardaki siyasi partinin kapatılması ve genel başkana siyasi yasak gelmesinin, hükümeti kendiliğinden düşüreceğine dikkat çeken savunmada, “Bu, sandıkta kaybedenlerin mahkeme önünde kazanması veya halk nezdinde haksız çıkanların yargı organları önünde haklı çıkması ve mahkeme kararıyla hükümet değişikliği veya hükümetin düşürülmesidir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, halkın vermediği iktidarı mahkemeler veremez ve halkın yapmadığı hükümet değişikliğini mahkemeler yapamaz. Mahkeme kararlarıyla iktidarların değiştiği ülkeler demokratik devletler değil, jüristokratik devletlerdir” denildi.
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın, önceki gün Anayasa Mahkemesi’nde yaptıkları sözlü savunmanın ayrıntıları belli oldu. Savunmanın satırbaşları şöyle:
Nazım Hikmet’e kimler karşıydı
Hepİmİz kendi hayatımızda dün nelerin yasak olduğunu bugün ise o yasakların ne kadar anlamsız olduğunu gördük, yaşadık ve yaşıyoruz. Yine şu kısa hayatımız içerisinde çok zaman geçmeden, öyle yarım asır, bir asır veya çeyrek asır geçmeden fikirlerimizde çok köklü değişiklikler olduğunu gördük. Mesela kendi hayatımızda bir zamanlar Nazım Hikmet’e kimler karşı idi, şimdi kimler şiirini okumaktadır? Doğru olan bugünküdür. Dünün yasakları ve yasak fikirleri, bugünün siyasi alternatif ve çözümleri olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bunun en kapsamlı projesi Avrupa Birliği’dir. Geçmişte kimler Avrupa Birliği’ne karşı oldu? Şimdi “Aman Avrupa Birliği’ne girelim” diyen, bunu yüksek sesle söyleyenler kimler? Şüphesiz hepimiz değiştik.
Yeryüzünde böyle parti yok Parti kapatma idam gibidir
Kapatma biçimindeki yaptırım, siyasi parti özgürlüğünün özünü ortadan kaldırabileceği içindir ki, ancak zorunlu durumlarda istisnai ve en son çare olarak düşünülmektedir. Zira, siyasi partilerin kapatılması, kişiler açısından idam cezasına denk düşmektedir. Siyasi partilerin keyfi ve ölçüsüz olarak yasaklanmasının çoğulcu demokratik rejimin özünü zedeleyeceği kabul edilmektedir.
DoĞruluklarI bile araştırılmadan dosyaya konan gazete haberleri, bağlamlarından koparılan sözler, tekzip edilen beyanlar, yanlış çevrilen röportajlar ve tüm bunlardan çıkarılmaya çalışılan kurgusal ve sanal sonuçlar eğer gerçekten “delil” kabul edilecekse, bu “deliller” karşısında yeryüzünde demokrasi için risk teşkil etmeyecek bir siyasi parti bulmak imkansız hale gelecektir.
Ilımlı İslam projemiz yok
AKP’NİN ılımlı İslam projesi yoktur. Hiçbir zaman da böyle bir düşüncesi ve projesi olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır. İddia makamının bu konudaki iddiası, gerçek dışıdır. Partimize dönük gerçek dışı bir karalama kampanyasının sloganı haline gelmiş “ılımlı İslam” yakıştırmasının iddia makamı tarafından da gerçekmiş gibi takdimi, hukuken kabul edilemez...
AKP’nin iktidar gücünü kullanarak temin ettiği bir medya yoktur. Basın ve yayın organlarında yer alan haber ve yorumlarla partimizin ilişkilendirilmesi, mümkün değildir. AKP’nin laik cumhuriyetin ve demokrasinin güvencesi olan kurumlara dönük bir saldırısı kesinlikle yoktur.
Marjinal muhalefet gibi
İDDİA makamı, baştan beri partimize yönelik suçlamalarını siyasi ve ideolojik bir dil kullanarak yöneltmektedir. Bu siyasi retoriği, marjinal bazı siyasi partilerin beyanlarından biliyoruz. Kendilerini soğuk savaş döneminden kalma etiketle “anti-emperyalist” olarak niteleyen bazı siyasi grupların partimize yönelttiği bu tür ithamların hakkımızda açılan bir davada da karşımıza çıkması düşündürücüdür. Çoğu kez gülerek geçtiğimiz bu tür siyasi mizah konusu olabilecek sözleri, kamu adına hareket eden ve tarafsız olması gereken bir iddia makamının kullanması bizi üzmüştür.
Alkollü içkiyi yasaklamadık
İÇKİ yasağının yaygınlaştırılması ile ilgili iddialar asılsızdır. Çünkü Türkiye’de içki imalat, satış ve içilmesi yasak değildir. Sadece içki imalatı ve satışına dair belli kurallar vardır. AKP, içki yasağı koyan veya içki kullanımını sınırlayan bir yasal düzenleme yapmamıştır. İddianamedekinin aksine, AKP iktidarları döneminde, 12.11.2003 tarih ve 5002 sayılı Kanunla daha önce meyhane, kahvehane, kıraathane, bar, elektronik oyun merkezleri gibi umuma açık yerler ile açık alkollü içki satılan yerlerin, okul binalarına 200 metre olan uzaklık şartı 100 metreye düşürülmüştür.
Türban laikliğin gereği
Bu düzenlemelerin tamamen yükseköğretim kurumlarıyla sınırlı olmasına ve parti yetkili organlarının bunu defalarca açıklamış olmalarına rağmen; iddia makamının başörtüsü serbestisinin ilköğretim, ortaöğretim ve diğer kamu kurumlarına da taşınacağını iddia etmesi ancak “niyet okuyuculukla” izah edilebilir. Bu değişiklikler, üniversite düzeyinde eğitimde fırsat eşitliğini ve anayasal bir hak olan din ve vicdan özgürlüğünü pekiştirme amacını gütmekteydi. Bu anlamda, söz konusu değişiklikler, laiklik ilkesinin bir gereği olarak kabul edilebilir.